004.jpg
   
008.jpg
   
006.jpg
   

Saklı Kalmış Hediyeler

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Kaynak: Constanze Löffler, Nisan 2008 emotion dergisinde yayınlanmıştır. İtalik yazıların tümü, Britta Fleischmann-Weber’in kendi ifadeleridir ve Andrea Brackmann’ın “Normal Üstün Yetenekli – Bir Üstün Yetenekli Yetişkinin Hayatı” adlı kitabından alınmıştır.

Her üstün yetenekli, olağanüstü bir matematik dâhisi veya piyano çalan mucize çocuk değildir. Bazı insanlar onlarca yıl kendi olağanüstü zihinsel yeteneklerinden habersiz yaşarlar. Destek görmeksizin hem okulda hem de meslek yaşamlarında yolda kalırlar – ve ancak yetişkin olduklarında nedenini anlarlar.

Bana bakıldığında, üstün yetenekli olduğum anlaşılmıyor. Çünkü peçetelere karmaşık formüller yazmıyorum. Yapamazdım zaten. Ben, diğer insanlardan fazla bir şey bilmiyorum, sadece farklı düşünüyorum. Ama yine de her gün üstün yetenekliliğimden kaynaklanan şeylerle yaşamak zorundayım; Kendimi yetersiz buluyorum, çünkü kendi gözümde her şeyden biraz bilen, ama hiçbir şeyi tam bilmeyen bir kişiyim. Yüksek sesle yapılan konuşmalara, müziğe veya sokak gürültüsüne karşı tepki veriyorum – başkalarının normal karşıladığı şeyler benim için dayanılmaz bir gürültü. Ve bazen o kadar düşünüyorum ki, en basit cevapları bulamıyorum. Çay kaşıklarının sapları bulaşık makinesi sepetinin gözeneklerinden dışarı kaydığında, geceler boyunca bunu önlemek için kurulabilecek sistemi düşündüm – ama kaşığı ters çevirmek aklıma gelmedi. 

Britta Fleischmann-Weber, Almanya’daki 3 milyon yetişkin üstün yetenekliden biri. Ortalamadan daha hızlı düşünüyorlar ve duyguları da daha yoğun algılıyorlar. Fakat günümüzde küçüklükten itibaren özel okullarda ve sınıflarda, öğleden sonrası destek sınıflarında, bilgi olimpiyatlarında desteklenen çocuklardan farklı olarak, bugün 49 yaşında olan Britta 2 yıl öncesine kadar üstün yetenekli olduğunu bilmiyordu. Bu özelliğiyle de yalnız değil. 

Almanya’daki yaklaşık 1,5 milyon yetişkin üstün yeteneklinin yetenekliliği anlaşılabilmiş değildir. Çünkü okulda özel başarılarla, özel bilgi alanlarıyla veya özel yeteneklerle dikkat çekmemişlerdir. Yine de birçoğu “bir şekilde farklı” olduğunu hissetmektedir: Düşüncelerini serbest bırakmayı, beyinlerinin çılgınlar gibi bir konudan diğerine sıçramasını seviyorlar, saatlerce süren tartışmalarda politika, felsefe ve olası her türlü konu arasında gidip gelmekten zevk alıyorlar – ama bu durum arkadaşları arasıda onların ukala ve çokbilmiş olarak tanımlanmasına da yol açıyor. Duydukları ve gördükleri her şeyi akılda tutuyorlar. Genel bir mutsuzlukları var, hayattan ve yaptıkları işten tatmin olmuyorlar ve tüm bunların ardında yatanın üstün yetenekli olmaları olduğunu bilmiyorlar. Bunu tahmin eden de, zeka testine girmeyi arzu etmiyor veya sonucu gizliyor. Çünkü ailenin, arkadaşlarının ve meslektaşlarının tepkisinden çekiniyor. "Ortalamanın üzerinde bir zekaya sahip bir insan olarak standardın dışında kalıyorsunuz. Bu durumda ya çevrenin kıskançlığından çekiniyorsunuz ya da hava atan ve bununla övünen bir kişi olarak görülmek istemiyorsunuz.” diyor Andrea Brackmann (Psikolog, üstün yeteneklilik konusunda uzman). Bunları kendi tecrübelerinden de faydalanarak söylüyor, çünkü kendisi de geç fark edilen bir üstün yetenekli. “Müzikal veya sportif başarılar her zaman taktir ediliyor, fakat olağanüstü entelektüel zeka insanları korkutuyor.” 

2 yıl önce, bir psikolog beni zeka testi yapmam konusunda ikna ettiğinde, sonuca önce inanamadım. Toplumun sadece %2si veya %3 ü mü benim kadar yüksek bir zeka katsayısına sahipti? Bunu bilmek, bunun farkında olmak, bunu içselleştirmek çok şaşırtıcıydı: inanılmazdı, muhteşemdi, gerçek dışıydı. Sanki hamilelik testi yapmışım gibi sokaklarda dolandım ve sürekli olarak kendime şunu söyledim: Ben üstün yetenekliyim… İnsanlar bana bakınca bunu fark ediyorlar mı? Ailem bu konu hakkında neden bir şeyler bilmiyordu? Peki, ya öğretmenler? Fark edilmiş olsaydı, hayatım nasıl olurdu? Fark edilseydim, ne değişirdi, şimdi nerede olurdum? 

Üstün yetenekli yetişkinleri kapsayan sistematik araştırmalar neredeyse hiç yok. Almanya’da sadece bir avuç bilim insanı üstün yeteneklilik konusuyla ilgileniyor, üstün yeteneklilere yönelik özel destek birimleri ve olanakları da çok az. Bunun nedeni herhalde tipik alman yaklaşımı: “Bu ülkede özel entelektüel yeteneklere temkinli yaklaşılıyor ve toplumun dışında elit bir kesim yaratmaktan çekiniliyor.” diyor Andrea Brackmann. “ABD, İsviçre, Fransa veya İngiltere’de üstün yeteneklilik ve üstün başarıya yaklaşım daha doğal.” İngiliz fizikçi Stephen Hawking, Microsoft kurucusu Bill Gates veya oyuncu Jodie Foster ve Sharon Stone bu nedenle pop starları gibi karşılanıyorlar. Almanya’da ise tecrübelerini paylaşmak ve destek almak isteyen üstün yetenekliler daha çok bireysel inisiyatiflere, internetteki bazı çevrelere veya özel derneklere muhtaçlar. İngiltere’deki Cambridge kentinde üstün zekalı insanların için ilk dernek “Mensa” kurulduğunda, yıl henüz 1946 idi. Şu anda dünya çapında yapılandırması var ve Almanya’da 6000 den fazla üyeye ulaştılar. Almanya’daki Mensa’nın başkanı Matthias Möhl “Biz kendi kendilerine yardım eden bir grup olmak istemiyoruz.” diyor. Dernek daha çok bir golf kulübü gibi faaliyet gösteriyor. “Benzer ilgi alanlarına sahip insanlar rahat bir ortamda bir araya geliyorlar.” Kabul edilmek için tek bir kriter var: IQ 130 ve üzerinde olmak. Bunun anlamı, bir zeka testinde toplumun %98 inden daha iyi sonuç almak. 

İki yıl sonra Realschule’den atıldım. Sürekli olarak: “Britta istese çok daha iyi olabilirdi.” deniyordu. Ama okulda bir türlü olmadı. Basit çarpım tablosunu öğrenmek bile benim için bir işkenceydi. Öğretmen coğrafya dersinde toplam milli hasıladan bahsettiğinde, ben onu dinlemiyordum – yabancı ülkelerdeki insanların nasıl yaşadıkları benim daha çok ilgimi çekiyordu. Örneğin Afrikalılar güneşten rahatsız oluyorlar mıydı? Bu nedenle önce sadece bir ortaokul diplomam oldu (Hauptschule). Sonra hemşirelik okuluna gittim. Lise diplomamı aldığımda 30 yaşındaydım. Yine de üniversiteye başvurmaya çekindim. 

“Üstün yeteneklilerin çoğu, okul döneminde bir çok şeyi mantık yoluyla öğrenmişlerdir ve bazı bilgileri ezberlemek veya çalışmak şeklinde edinmemişlerdir. Bunu bilmezler.” diyor Dr. Jürgen vom Scheidt, psikolog, uzmanlık alanı üstün yeteneklilik. Bu nedenle birçoğunun lise diploması dahi yoktur, yüksek okul mezunu çok daha azdır. “Çevre çok önemli bir etken, çünkü hem teşvik edebilir, destekler, ya da frenleyebilir. Genetik yapı, entelektüel yetenekleri ancak yarı oranda etkiler.” Üstün yeteneklilik bir potansiyeldir. Bu potansiyeli aile, öğretmen ve nihayetinde üstün yeteneklinin kendisi şekillendirebilir ve destekleyebilir. Fakat geliştirebilmek için, öncelikle potansiyelin anlaşılması gerekir. 

Deliler gibi düşünüyorum. Emeklilik sistemi hakkında, borsadaki çöküş hakkında, okul reformu hakkında – fakat bu düşüncelerimi asla paylaşmıyorum. Bunun için kendimden beklentilerim çok fazla. Herhangi bir şeyi %150 olarak her yönüyle düşünmediğimde, bu fikir ne kafamı ne de çalışma masamı terk ediyor. Ayrıca özgüvenim de genelde gidiyor. O zaman da: “O kadar da iyi bir fikir değil. Bunu en azından onlarca kişi düşünmüştür.” 

Yetişkinlerin çoğu, belirsiz bir tahminleri olmasına rağmen, ancak çocuklarının üstün yetenekli olması dolayısıyla kendi üstün yetenekliliklerinin farkına varıyorlar. “Aileler çocuklarıyla birlikte muayenehaneme geldiklerinde ve ben onlara kendi durumlarını sorduğumda, önce karşı duruyorlar.” diyor psikolog vom Scheidt. “Bana bunu neden soruyorsunuz? Ben buraya çocuğum için geldim!” diyor büyük bir çoğunluğu. Bazıları için 30, 40 veya 50 yaşında doğanın kendilerine verdiği bu hediyeyi öğrenmek acı olabiliyor. Üstelik belki de gerekli ortamı bulsalardı, yetenekleri ile çok farklı yerlere gelebileceklerdi. Fakat hem Andrea Brackmann, hem de tüm diğer uzmanlar rahatlatıyor: “Yeni bir başlangıç ve entelektüel bir uyanış için asla geç değildir.” 

Kendi yeteneklerime uzun süre güvenemedim. Örneğin konusu çok ilgimi çeken ve benim de yoğun bir şekilde ilgilendiğim bir seminere gittiğimde, seminerin içeriği beni genelde hayal kırıklığına uğratıyordu. Bir süre sonra konuşmacının ne zaman yeni bir şey söyleyeceğimi merak etmeye başlıyordum. Fakat sadece genel bilgiler veriliyordu ve hatta bazen de aşırı basit şeyler anlatılıyordu. Herkes yoğunlaşmış bir şekilde dinliyordu – sadece ben can sıkıcı buluyordum. Ama bu konuşan çok bilinen ve taktir edilen bir profesördü. Ben ise basit bir hemşire. Her seferinde kendimden şüphe duydum: Ben mi dikkatli dinlemiyordum ya da konuyu hiç mi anlamamıştım? 

Olağanüstü zeka ya da yetenekliliği fark edebilmek için, kişinin kendisini ve geçmiş deneyimlerini belirgin özelliklere ilişkin gözden geçirmesi gerekmektedir. İlk emareleri kişinin kendi özgeçmişinde görülebilir (bk. metnin sonundaki test): Erken yaşta ve çok okudunuz mu, gitar çalmayı kendi kendinize mi öğrendiniz, bilgisayarla çok haşir neşir oldunuz mu? Adalet konusunda bir takıntınız var mı? Çokbilmiş olarak çevrenizi sinir eder misniz? Katıldığınız toplantı ve seminerlerde, diğer katılımcıların neden bu kadar aptalca sorular sorduğunu merak ettiniz mi? 

Fakat resmen emin olabilmek için bir zeka testi yaptırmanız gerekir. Ancak günümüz anlayışında, üstün yeteneklilik salt entelektüel yetenekliliğin ötesine geçer: müzikal, sportif veya sanatsal yetenekler de olağanüstü beceriyi gösterebilir, ancak zeka testleriyle hiçbir şekilde belirlenemez. Ayrıca dehanın ortaya çıkması tek bir alanda olabileceği gibi, birden fazla alanda da kendini gösterebilir. Bu nedenle uzman bir psikologla görüşüp, bireysel bir yeteneklilik profili hazırlatmak, kendi yeteneklerine doğru yaklaşmak için önemlidir. 

Tüm bu hususlar ortaya çıkartıldıktan sonra üstün yeteneklilerin öncelikle bir şeye ihtiyaçları vardır: Sabır. “Onlarca yıl boyunca yeteneklerini kullanmadan bir köşeye atmış olan kişi, üç hafta içerisinde dahi olamayacaktır.” diye uyarıyor psikolog von Scheidt. Başlangıçta bir mentordan destek almak faydalı olacaktır. “Bilgilerini paylaşmaktan ve tartışmaktan mutluluk duyan çok insan var.” Örneğin bazı üniversitelerdeki mentoring programları bilim ve ekonomi dünyasından insanları motivasyonu yüksek ve yetenekli insanlarla bir araya getiriyor. “Üstün yeteneklilik, bir macera, bir meydan okumadır,” diyor von Scheidt, “ve her gününe değer.” 

En nihayetinde neden yıllarca kendimi “farklı” hissettiğimle ilgili bir açıklamanın olması o kadar iyi geliyor ki. Uzun yıllar sonra kim olduğumu ve ne istediğimi biliyorum artık. Bu arada meditasyon ve okul danışmanlığı konusunda faaliyet gösteren bir ofis açtım. Belki bir gün bir kitap yazarım veya bir kendim bir okul kurarım. Hayatın benim için daha neler hazırladığını heyecanla bekliyorum.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz