001.jpg
   
002.jpg
   
006.jpg
   

5. Riski arttıran 2 temel eğitim hatası

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

 1. Empati ve iletişim eksikliği 

Nörobiyolog Gerald Hüther (2002) başarı gösterme motivasyonu ana fikrini, başarı konusunun çok ötesine geçen çok önemli davranışsal sonular ile ilişkilendirir. 

Temel düşüncemize geri dönersek, zor bir problemin çözülmesi, çözüm ile birlikte çocuğa çok önemli ve cesaretlendirici bir mesaj verir: Sen iyisin. Üstün yetenekli çocuklar, başarılı sonuçlar üretebileceklerini çok erken yaşta fark ederler. Bunun motive edici etkisi ile birlikte, denemek yönünde güçlü bir dürtü oluşur: Çocuk kendisine açık olan her şeyi keşfe çıkar ve istemeyi öğrenir. Ailelerin çoğu bu durumdan tetiklenmez ve harekete geçmez, hatta tam tersine bu gelişimi sadece bağımsızlığın ve yaratıcılığın bir göstergesi olarak değerlendirir. Esas risk, çocuğun bu davranışının iki tür ebeveyn davranışı ile kesintiye uğratılmasıyla yaşanır: a) Yasaklama veya b) Çocuktan farklı davranış biçimleri göstermesini talep etmek. 

Hüther, gerekli olan bir dengeye dikkat çeker: Çocukların hem uygun yasaklara ihtiyaçları vardır, hem de kendi düşünceleri için ihtiyaç duydukları karar verme serbestisine. Çocukların, ailelerinin bazı şeylere izin vermelerini ve bazı şeyleri yasaklamalarını kabullenmeleri, aileleriyle yaşadıkları duygusal ilişki ne kadar güvenilirse, o kadar kolay olacaktır. Bu çok önemli ve zor bir beklentidir: Güvenilir duygusal ilişki. 

Çocuklarına çok geniş ve sorumluluk yeteneklerini aşan karar verme hakları ve serbestiler tanıyan ailelere sıkça rastlıyoruz. Çocuğun sınırlarını aşan özgürlüler, çocuğu yalnız ve korkak yapar. Ailelerin çocuklarına bazı çerçeveler sunmaları gerekir; bu çerçevenin dışına çıkma kararını ancak ebeveyn verebilir, fakat çerçevenin içerisinde çocuğun karar verme serbestisi vardır. Çocuk gelişim gösterdikçe bu çerçeve genişletilecektir. Bu çerçeveyi, çocukların karşılaştıkları problemler olarak görürsek, çocukların bu problemleri aileleriyle birlikte çözmeleri beklenmelidir. Ancak çerçevenin içerisinde kendi kararlarıyla, çerçevenin dışında da ailelerinin onaylarıyla dünyayı keşfetmeleri ve problemlerin kendilerine sunduğu meydan okumayı kabullenmek için cesaretlendirilmelidirler. 

Hüther, çocukların fazlaca sınırsız ve umarsız benlik yapısının, çözüm yollarını çevreleri ile birlikte bulma ve çözümleri çevrelerine uygulama yeteneğini kısıtladığını belirtir. Bu durumda fazlaca “tiran” kaldıklarını söyler. Yaşlarına uygun problemlerin çözümünde, başkalarının çözümlerine yönelik ilgi ve alaka gibi önemli benlik fonksiyonlarının yetersiz kaldığını belirtir. Onların benlik algısı “sunulan tüm uyaranlara karşı henüz aşırı hassas ve açıktır. Bu çocuklar anaokulunda veya okulda belirli bir şekilde düşünmeleri ve davranmaları gerektiği yönünde zorlandıklarında, bununla baş edemeyebilmektedirler. Bu açıdan bakıldığında, duygusal ve sosyal gelişimlerinde “küçük çocuk” seviyesinde kalmışlardır.” 

“Başarı gösterme motivasyonunun sağlanamaması” olarak tanımladığımız temel düşüncemizde, yukarıda anlatılan şekilde gelişim gösteren benliğin anlamı, bu benliğe sahip çocukların yetersiz zorlanma ve can sıkıntısı neticesinde daha büyük tehdit altında olmalarıdır. Bunun nedeni ise, ortalama seviyeye yönelik olarak hazırlanan sıkıcı standart derse karşı tahammül güçleri ve toleranslarının daha az olmasıdır. 

2. Bilginin Düzensizliği 

Üstün yetenekli çocuklar normal yetenekli çocuklara kıyasla birim zamanda daha fazla bilgi işleyebilirler. Bu bilgiler, öğretmen veya çevrelerindeki medyalar tarafından sunulabilir, duyu organları ile algılanabilir veya kendi hayal dünyaları vasıtasıyla ulaşabilir. Miktarın fazla olması neticesinde bilginin ayrıştırılması, indirgenmesi, soyutlaştırılması ve en nihayetinde mevcut bilgilerle ilişkilerinin kurulması işlemleri de daha fazladır. Fakat gelen bilgilerin verimli ve etkin bir şekilde işlenmesi, mevcut bilginin düzenliliğine ve zihinsel faaliyetin metodik organizasyonuna bağlıdır. Bu nedenle üstün yetenekli çocuklarda entelektüel düzensizliğe yönelik bir eğilim vardır ve bunun dengelenmesi de, düzenleme yetenekleri ile aldıkları bilgi miktarının dengede olmasına bağlıdır. 

Kendi bilgi haznelerindeki bilgi yığını, üstün yetenekli çocuklarda problem geliştirici ve üretici düşünme şekliyle kendini gösterir. Başkaları bilgiyi sadece karşılarken, üstün yetenekliler bu bilgiyi kendi mevcut ilişkiler yığını içerisine dahil eder, benzer ilişkilerden doğan problemlere katar ve hatta kelime benzerlikleri veya kelime köklerinden oluşan farklı ve yanlış anlamlar içerisinde de sorgular. Mevcut bilgiye aktif eklentiler yapmak, üstün yeteneklilerde daha gelişkindir ve nörobiyolojik olarak bakıldığında: Bilgiler arasında örülen ağ (kurulan ilişkiler) normal yetenekli çocuklardan daha fazladır, fakat her zaman daha düzenli değildir. 

Dışarıdan gelen bilgi yığınının miktarı belirli bir destekleme mantığı ile birlikte daha da arttırılmaktadır ki, bizce bu mantığın uygulamaya geçişi yeterince dikkatli yapılmamaktadır: Enrichment – zenginleştirme. Buradaki temel fikir, farklılaştırılmamış ve tekdüze derslerde eksik kalan bilgi miktarını, bireye göre farklılaştırılmış eğitim olanaklarıyla sunmaktır. Üstün yetenekli öğrencilerini desteklemek isteyen okullar “döner kapı” denilen modeller geliştirirler: Çocuk normal sınıfa devam etmektedir, fakat belirli olanakları kullanmak için özel gruplara katılmak üzere sınıftan ayrılır. Bu gruplar ya okulun kendi bünyesindedir, ya okullar üstü bir düzeyde uygulanır ya da bazı üniversitelerde oluşturulmuştur. Bazı özel kurumlar, bu tür grupları okul dışında da organize ederek yılda milyonlarca Avro ciro elde etmektedirler. Maalesef, üstün yetenekli öğrencinin sıkıcı olmayan bir derse katılmaktan yaşadığı zevk ile destekleme faaliyeti sıklıkla karıştırılır. Bir kurs, zihinsel dağınıklığı arttırmadan, mevcut dağınıklığı toparlayıcı etki gösterecek ve entelektüel enstrümanlar sunacak şekilde nasıl dizayn edilebilir? 

Döner kapı prensibini ve zenginleştirme fikrini ortaya atan ve uygulayan Renzulli’nin bu konuda çok net cevapları vardır: Zenginleştirmenin temel amacı içeriği fazlalaştırmak değil, tecrübe etmeyi mümkün kılmak ve böylece zihinsel organizasyonu iyileştirmektir. Zenginleştirme fikrinin kurs olanaklarının arttırılmasıyla deforme edilmesi, okullarımızda başarı seviyesinin yükseltilmesi söz konusu olduğunda, düşünmenin kalitesinin değil, bilginin miktarının ölçülmesi yaklaşımına benzer. 

Çoğunlukla uygulanan şekliyle zenginleştirme fikri, problemin yanlış tarafına uygulanan bir müdahaledir. Düzenleyici yetenekler ile bilgi miktarı arasındaki denge, bilgi miktarı yönünde bozulmaya devam etmektedir. 

Üstün yetenekli çocukların okul başarısızlıklarının nedenlerini sistematize etme çabamıza son olarak ortaya koyduğumuz sistematik ilişkiyi de eklediğimizde:

 

Bu yapıda, erken çocukluk dönemindeki “empati ve iletişim eksikliği” ve dışsal olarak edinilen, kendisinin bir araya getirdiği ve yanlış yorumlanmış bir zenginleştirme kavramı dahilinde eklenen bilginin oluşturduğu “bilginin düzensizliği”, yapının çerçevesi olarak ortaya konulmuştur ve birincil şart olan “başarı gösterme motivasyonunun sağlanamaması” etkilerini daha da arttırmaktadırlar. Yapıyı bu şekilde etkileyen başka etkenler de vardır; buradaki seçimin temel prensibi, belirtilen etkenlerin kaynağının üstün yetenekliliğin kendisi ile açıklanabiliyor olmasıdır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz