004.jpg
   
005.jpg
   
006.jpg
   

4. Motivasyon Yapısındaki Bozukluğun Etkileri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Danışmanlık faaliyetlerimiz esnasında, okulda boğulma raddesine gelen öğrencilerle karşılaşıyoruz. Bu öğrencilerin canları o denli sıkılıyor ki, kişilik özelliklerine göre hayal kurma, muhalif tepkisel davranış, çalışmanın reddedilmesi veya psikosomatik rahatsızlıklar gösteriyorlar. Okuldaki sıkıntılı durum, ödevler vasıtasıyla eve taşınıyor ve çoğu zaman anne çocuk (çoğunlukla oğul) arasındaki ilişkiyi çok erken bir zamanda yıpratmaya başlıyor.

Korkulan “dırdırcı anne” sendromu, çocuklarının okulda yaşadıkları sıkıntıları, ödevlerinde yardımcı olmak ve bazı konulara önceden hazırlanmak şeklinde gösterdikleri bazı davranış biçimleriyle iyi niyetle engellemeye çalışan anneleri tarif etmektedir. Motivasyonunu yitirmiş çocuk saatlerce ödevlerinin başında oturur, anne ödevlerin yapılması için sabır ve ısrar gösterir. Bu esnada anne ile çocuk arasında gelişen olaylar, daha sonraki gelişme dönemleri üzerinde de etki gösterecek olan olumsuzluklara yol açar. Bazı anneler, çocuklarına karşı gösterdikleri tavır ve davranışları artık kontrol altında tutamadıklarını söylemişlerdir. Bu kırılmanın temelinde yatan husus, anne ile çocuk arasındaki ilişkinin, anne okul ilişkisine feda edilmesidir. Bu kırılma ilkokul yıllarında başlar ve ilerleyen yıllarla birlikte annenin çocuğu üzerindeki yetiştirme ve eğitim etkisini yitirmesine yol açar. Bu bileşim içerisinde çocuk hem okulda hem de ailedeki başarabilme gücünü yitirir. Karşı çıkarak muhalif bir tavır takınır ve kişisel karar verme haklarını aşırı derecede vurgulamaya başlar. Bu haklarını sorgulayan durumlar çocuğu tahrik eder ve etki-tepki kontrolünün yitirilmesine yol açar. Yani çocuk letarjik durum (Schlichte-Menzel yazısında bunu “duyguları silmek” olarak tarif eder) ve nefret (bunun neticesinde normal zamanlarda davranışların yönetilmesini mümkün kılan etkenler geçersiz hale gelir) arasında gidip gelir. Çocuk güncelinin içinde sıkışıp kalır. Okula uygun olmayan üstün yetenekliler için oluşturduğumuz okula giden gençlerin bu duruma düşmeleri, yani güncelinin içerisinde sıkışıp kalarak prospektif (geleceğe dönük) düşüncenin kaybı 1 ila 3 yıl içerisinde gerçekleşmiştir. Ancak mevcut ortamlarından çıkartıldıktan ve provoke eden unsurlardan arındırılmış bir çevrede eğitime başlandıktan sonra, çocuklardaki eğitsel olanaklar yeniden kullanılabilir hale gelebilmektedir. 

Çocuğun davranışların yönlendirilememesi, okuldaki bireyselleşme ve yalnızlaşma riskini arttırmaktadır. Çocukların bir kısmı öğretmenleri ile sürekli bir çatışma halindedirler. Birçok durumda da bunun neticesinde ciddi mobbing durumları ortaya çıkmaktadır. 

- Örneğin öğretmen sınıfta şunu söyler: “X’e bizim kabul ettiğimiz ve istediğimiz davranış biçimlerini göstermesi için hangi cezayı uygulamalıyız?” Bu örnek, başvuru birimimize başvuran bir anne ve öğretmen tarafından bildirmiştir; 

- Sınıftaki bir grup öğrencinin, uzun bir süre boyunca X’in derste söyledikleriyle dalga geçmesi ve diğer öğrencilerin ve öğretmenin buna müdahale etmemesi, 

- Schlichte-Menzel, yazısında bu durumu genelleştirmiş ve şu ifadeyi kullanmıştır: “Bireysel özelliklerden bağımsız olarak yardım isteyenlerin tüm anlatımlarında dışlanma ve değersizleştirme tecrübesi vardır.” 

Diğer öğrenciler, bu şekilde aşağılanan öğrenciden uzak durur ve bu öğrenci bunun neticesinde ya kendisini izole eder ya da başka çocuklarla, genelde de okul dışı gruplarla aile muadili farklı duygusal bağlar geliştirir (dengeleyici grup davranışı). 

“Okulda başarısızlık” olarak gözlemlenen durumun neden olduğu risk faktörlerini özetlersek, karşımıza aşağıdaki tablo çıkacaktır.

 

Gelişimi sürecinde çaba gösterme zevki aşılanamayan ve bunun neticesinde öğrenme motivasyonu sağlanamadığı için başarısız olan üstün yeteneklilerin durumunu özetlemek istersek, aşağıdaki genel kurallar geçerli olur: 

- Öğrencinin terapiye alınması değil, öğrenme ortamının değiştirilmesi gerekir. Bu beklenti, okula yöneliktir ve bireysel farklılıkların yönetilmesini gerektirir. 

- İkincil semptomlar gelişebilir ve genel etki olarak birincil nedenleri gölgede bırakabilir, özellikle çalışmanın reddi, ADS benzeri davranış biçimleri ve aile içindeki anne – çocuk ekseninde bozulma (“Dırdırcı anne sendromu”) 

- İkincil semptomlar, birincil nedenlere zamanında müdahale edilerek kontrol altına alınması neticesinde giderilebilir. Tüm terapilerde ve ilerlemiş vakalarda yapılan önleyici çalışmalarda geçerli olan şudur: Üstün yetenekli çocuklarda ve gençlerde, semptomlar üzerinde yapılan terapi denemeleri, birincil nedenler ortadan kaldırılmadığı sürece başarısız olur.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz