001.jpg
   
008.jpg
   
006.jpg
   

3. Temel Etken: Başarı Gösterme Motivasyonunun Ortadan Kalkması

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

20. yy. başlarında kurulan Okul Çalışma Hareketinin kurucularından Hugo Gaudig, çocukların okuldaki çalışma esnasında, örneğin bir matematik problemi verildiğinde yaşadıkları duygulardan bahseder. 

- Problem verilirken öğrenci bir meydan okuma duygusuna kapılır, yani başarıp başaramayacağını önceden bilmediği bir şeye başlamanın verdiği duyguyu yaşar.

- Sonrasında çocuklar problemin kendilerinden ne beklediğini çözmeye çalışırlar, henüz ümitli ve kısmen tereddütlüdürler. 

- Artan bir kesinlikle ne yapmaları gerektiğini anlarlar; problem ile ilgili olarak başarabilme gücüne sahip olduklarını hissederler. 

- Problemin çözülmesi, başarabilme gücünü teyit eder ve öğrenci kendi başarısından tatmin olur. 

Öğrenme sürecinin bu şekilde gelişmesi arzu edilen ve istenen bir durumdur ve temel unsuru meydan okumadır: Verilen problem çocuk için sübjektif olarak zordur, fakat bunu başarabilir. Meydan okuma ile yetersiz zorlanma (problemin üstesinden gelmek için kendisinin herhangi bir çaba göstermesinin gerektirmediği algısı) veya aşırı zorlanma (problemin üstesinden gelmenin kendisi için mümkün olmadığı algısı) arasındaki fark budur. Çocuğun bu tür meydan okumalarla ilgili olarak erken dönemlerde edindiği tecrübeler, onun öğrenme gelişimin yönetir. Çocuk, çaba gösterme ile başarma arasında olumlu bir ilişki kurabilirse, kendisiyle ilgili özdeğerlendirme ve beklentilerini olumlu yönde oluşturur. Bunlar çocuğun kişisel kimliğinin ve devam eden okul başarısının temeli olacaktır: “Ben, zorluklarla başa çıkabilen biriyim. Çaba gösterirsem, zor problemlerin dahi altından kalkabilirim.” 

Bu beklentiye başarı gösterme motivasyonu denir. BU motivasyon, öğrendiği konuya olan ilgisinin yanı sıra bir çocuğun öğrenmek için çaba göstermesinin en önemli nedenidir. Buradaki neden, çocuğun kendisi ile ilgilidir; bu problem çocuğa kendisi hakkında “çalışkan çocuk” bilgisi verir ve bu algıyı yaratır. Çaba göstermeye hazır olan (motive olan) çocuklar sürekli olarak kendileriyle ilgili mutluluk verici bilgiler ve geri bildirimler edinirler. 

Bir çocuğun eğitiminde, başarı gösterme motivasyonu prensipleri çok önemlidir. Üstün yeteneklilerin öğrenme gelişiminde, %80 başarılı ve %20 başarısız olanlar arasındaki makasın açıklaması bu prensibe dayanır. 

Sistem olarak bakıldığında şu genelleme yapılabilir: Üstün yetenekli çocuklar, okulda yukarıda tanımlandığı şekliyle bir meydan okuma ile karşılaşmazlar. Derslerin genel olarak sınıftaki ortalama öğrencilerin yeteneklerine göre tasarlanmış olması, yeteneklilik spektrumunun her iki ucundaki öğrencileri dışlar. Ancak öğretmenler, bu durumun zayıf olan öğrenciler üzerinde oluşturduğu olumsuz etkiyi ilave desteklerle gidermeye hazırken, üstün yeteneklilere karşı onların güçlü oldukları yönündeki ön yargılarını devreye sokarlar. Bunu neticesinde, öğrencileri bireysel olarak desteklemek ve teşvik etme hedefi ile zaman ve güçlerini büyük çoğunluk için sarf etme hedefi arasında bir çatışma ortaya çıkar. Bu çatışma genelde üstün yeteneklilerin aleyhine sonuçlanır. 

Meydan okumanın önemi ve anlamlılığı, onlarca yıl boyunca gerçekleştirilen nörobiyolojik araştırmaların sonuçları ile de desteklenmektedir. Max-Planck-Enstitüsü Magdeburg Nörobiyoloji bölümünden Henning Scheich’in araştırma raporuna göz atalım. Raporda, başarı gösterme motivasyonunun nörobiyolojik karşılığından bahsediliyor: Yukarıda anlatılan duygu gelişim sürecinin 3. aşamasında (başarabilme gücüne sahip olduklarını hissederler), beyinde dopamin salgılaması yaşanır. Problem çözüm stratejisinin geliştirildiği evrede dopamin salgısı artar, sonrasında yeniden azalır. Dopamin, motivasyonu ayakta tutar ve zihinsel aktivite düzeyini stabilize eder; ama aynı zamanda opiat salgısına da yol açar. “Bir problemi çözdüğünde beyin kendi kendisini ödüllendiriyor, hatta keyiflendiriyor.” Ama tek etkisi, çabanın ödüllendirilmesi değildir. Aynı zamanda mutluluk seviyesi ile birlikte etkinlik seviyesi de artar, çünkü dopamin aynı zamanda kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya bilgi aktarımı için de önemlidir. Bunun anlamı, öğrenilecek olan bilginin uzun süreli bilgi deposuna aktarılmasını da sağlar. Henning Scheich’in sözleriyle: “Bir prensibin aniden algılanabilmesi (anlaşılabilmesi), mutluluk hislerini tetikleyen maddelerin salgılanmasıyla paralel gelişir. Dolayısıyla, bir şeyleri uzun süren çabalar neticesinde öğrenmenin keyifli ve mutluluk verici olduğu anlaşılıyor ve biz öğrencilerin bu mutluluğu yaşamasına çok ender izin veriyoruz. Şunu söyleyebiliriz: Dopamin vasıtasıyla sağlanan içsel ödüllendirme, öğrenme ve problem çözme sürecindeki motivasyon mekanizmasının temel bir unsurudur ve öğrenilenin beyine yerleşmesini güvence altına alır.” 

Başarı gösterme motivasyonunun nöropsikolojik karşılığı konusunda edinilen bu bilgiler, aşağıdaki yaklaşımları tetiklemektedir: 

  1. Başarılı çaba, öğrenme zevki ve hafıza etkinliği aşağıdaki gibi gösterilebilir: 

Başarılı çaba, tüm üç sonucun oluşmasına yol açan temel koşulun gerçekleşmesini sağlar: Dopamin salgısı; mutluluk hissi uyandırır, aktivitenin sürekliliğini sağlar ve bilginin hafızaya alınmasına destek verir. Pedagojik algının bizi inandırmak istediği, iyi hissetmenin etkinliği desteklediği veya aktiviteyi tetiklediği varsayımı doğru değildir. Bunun günlük eğitim hayatına ve uygulamalara etkisi çok önemlidir ve çok önemli bir fark yaratır, çünkü bu algının neticesinde, çaba göstermelerini gerektirecek meydan okumalara maruz bırakılmayan çocukların kendilerini daha iyi hissettikleri ve bundan dolayı daha iyi öğrendikleri düşünülür. Fakat yukarıdaki yaklaşım bunun doğru olmadığını gösteriyor. 

2. Beyinin ödüllendirme sistemi iki grup çocuk için kullanım dışı bırakılır: Üstün yetenekliler ve Düşük yetenekliler. Kullanım dışı bırakan da, ortalama öğrenciye yönelik tasarlanan standart eğitimdir.

 

- Zayıf öğrenciler ödevin çözümüne ulaşamazlar; bu nedenle beynin ödüllendirici etkisi gerçekleşemez. Henning Scheich, çocukların davranışı ile hayvan deneylerindeki farelerin davranışları arasında paralellik kurar: Çözüm yolunu bulamayan fareler önce agresif (saldırgan) davranış sergiler, sonra pasif olurlar. Letarjik (Yaşama işlevlerinin çok zayıfladığı, çok derin ve sürekli patolojik uyku durumu) bir duruma geçerler ve sonrasında başarılı deneyimler yaşamalarına rağmen bundan kurtulmaları çok zordur. Bu letarjik durum, başarı beklentisi gibi birçok davranış biçimine genelleştirilebilir (öğrenilmiş çaresizlik).

 

- Üstün yetenekli çocuklara meydan okuma içeren herhangi bir ödev verilmemektedir. Bu nedenle başarı gösterme motivasyonunu sağlayan duyguları yaşayamamaktadırlar ve doğal olarak da genel başarı beklentisi oluşturamazlar – sübjektif algı olarak kolay olan problemlerin çözülmesinde çocuk için ödüllendirici bir yan yoktur. Biyolojik açıdan bakıldığında, okulda verilen ve kolay olarak algılanan problemlerin çözülmesi neticesinde beyinde Dopamin ve Opiat salgılaması olmaz. Paradoksmuş gibi görünen etki gerçekleşebilir ve üstün yetenekli olmalarına rağmen zayıf öğrenciler haline gelebilirler: Düşük performans ve başarı öncelikle motivasyon kaynaklıdır. Çocuklar dersleri herhangi bir çaba göstermeksizin takip edebilmektedirler; yaptıkları çalışmalar onlara kendileri hakkında hiçbir bilgi ve geri bildirim sağlamamaktadır. Sınıftaki diğer arkadaşları başarı duyguları yaşarken, onlar sadece sıkılmaktadırlar. Maalesef öğretmenleri de onların çalışmadıklarını henüz fark etmemiştir, çünkü sadece dinleyerek dahi öğrenmeleri gereken bilgiyi öğrenmişlerdir. Fakat ilkokulun devam eden yıllarında öğrenme yapısında bozukluklar ortaya çıkmaya başlar: Çocuk herhangi bir meydan okuma yaşamadığı için, problem çözme ve öğrenme ile ilgili kişisel bir strateji geliştirememiştir. Fakat beklentiler ilerleyen yıllarla birlikte artmaktadır ve alışkın oldukları dinleme ve dinleyerek edinilen bilgiyi aktarma artık yeterli olmamaktadır. Çocuk, konuları kaçırmaya ve geri kalmaya başlar. Erken yaşlarda yeteneklerine uygun problemler – meydan okumalar – verilmeyen üstün yetenekli çocuklar, öğrenmeyi öğrenememe riskini taşımaktadırlar.

 

3. Schiech’in açıklamaları, sadece öğretmenlerin günlük eğitim planları için önem taşımakla kalmaz, aynı zamanda okulda başarısız olan üstün yetenekli öğrencilerin başarısızlık problemlerinin gelişimi konusunda, üstün yetenekliliğin kendisinden kaynaklanan bir açıklama da sunar. Verilen problemler onları çözmeye çalışan öğrenci hakkında hiçbir bilgi taşımadığı için ve çaba gösterildikten sonra öğrenmeyi pekiştiren fizyolojik ödüllendirme mekanizması da etkisizleştiği için, okul önemsiz ve anlamsız bir düzeye geriler. Bu durumda, başarı göstermeye yönelik davranışı yönetmek için artık sadece dışsal etkenler kalır. Ancak dışsal etkenler özellikleri itibariyle daha zayıf ve zaman içerisinde daha dengesizdirler. Bu durumda olan bir öğrenci, doğru öğrenme motivasyonu geliştirme açısından okulda yaşadığı bu eksikliği, okuldan bağımsız bir eğitim ortamı sunan aile ve çevrenin etkisiyle dengelemiyorlarsa, önemli bir gelişim bozukluğu yaşama riski altına girerler.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz