Deprecated: iconv_set_encoding(): Use of iconv.internal_encoding is deprecated in /home/ustunyet/public_html/libraries/joomla/string/string.php on line 28

Deprecated: iconv_set_encoding(): Use of iconv.input_encoding is deprecated in /home/ustunyet/public_html/libraries/joomla/string/string.php on line 29

Deprecated: iconv_set_encoding(): Use of iconv.output_encoding is deprecated in /home/ustunyet/public_html/libraries/joomla/string/string.php on line 30
3.4. Çevrenin Yapısı ve Davranış Kalıpları
004.jpg
   
008.jpg
   
006.jpg
   

3.4. Çevrenin Yapısı ve Davranış Kalıpları

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Diğer tüm çocuklarda olduğu gibi, çevrenin yapısı ve davranış kalıplarının üstün yetenekli çocukların gelişiminde de etkisi büyüktür. 

Üstün yetenekli çocukların yalnızlaşması, nispeten az sayıda çocuğun olduğu çekirdek aileye doğru gelişim gösteren toplumsal yapı ile de artmaktadır. Toplamda etrafta ne kadar az çocuk olursa, üstün yetenekli bir çocuğun kendisi gibi olan başka bir çocuğa rastlaması olasılığı da o kadar azalır.

Bu nedenle üstün yetenekli çocuklar kendileri gibi olan başka insanlarla bir araya gelmek, böylece kendilerini oldukları gibi kabul edebilmek, dünyayı ortak paydalarla paylaşabilmek için büyük zaman harcamayı ve mesafeler kat etmeyi küçük yaşta öğrenmek zorunda kalmaktadırlar.  

Kendileri gibi olanlarla mutluluk verici ve özdeğer arttırıcı paylaşımlar yaşamak, uzun yıllar boyunca neredeyse sadece okul dışında mümkün olabilmiştir. Bu çerçevede milli eğitim bakanlığı tarafından sunulan destekleme olanakları, ancak başarı yeteneklerini okulda gösterebilen çocuklara sağlanmıştır. Daha küçük üstün yetenekliler ve başarı gösteremeyen “underachiever”lar, ancak ailelerin oluşturdukları yardım gruplarından faydalanabilmektedirler. Çocukları bu tür gruplarda izlediğinizde, onların kendilerini baskılamadan ve değiştirmeden yaşadıkları paylaşımların, kendilerini kısıtlamadan özel ilgi ve yeteneklerine odaklanabilme konusunda duydukları güvenin, yabancılaşma ve dışlanma korkusu yaşamamalarının onları ne kadar uyardığını ve değiştirdiğini görebilirsiniz. Yüksek bir seviyede birlikte öğrenmek onlar için eğlenceli ve bütünsel bir gelişim anlamına gelir, aynı anda hem oyun gibi hem de ciddi. Aileler, bu gruplarda yaşananların çocuklar üzerinde haftalar, hatta aylar süren etkileri olduğunu ve okulda yaşadıkları standartlaşma ve hayal kırıklıklarını göğüslemede onlara güç verdiğini söylüyorlar. 

Günlük çevrelerinde çocuklar ve gençlerin bu tecrübeleri edinmeleri çok olası değildir. Gelişim bozuklukları nedeniyle dikkat çekmemiş olsalar dahi, üstün yetenekli genç yetişkinler bu eksikliği şöyle anlatıyorlar: “Her zaman ait olmak, grubun bir parçası olmak istedim. Farklı olduğunuz zaman arkadaşınız olmadığını küçük yaşta öğrendim. Ama uyumlu olduğunuz zaman da, çok sıkıcıydı. Kendimi başkalarının gözünde sanki yokmuşum gibi hissediyordum. Bu nedenle okul dışında çok şey yaptım. Okul neredeyse teferruat haline gelmişti.”  

“Var olma” tecrübesi ve ihtiyaçlara uygun olarak başkalarıyla birlikte öğrenebilme, sadece okul dışı faaliyetlerle kısıtlı olmamalıdır. Çocuklarının okulda desteklenmesini talep eden ailelerin sıklıkla öğretmenlerden ve okul yöneticilerinden aldıkları yanıt, “Okul dışında ona bir şeyler yaptırın” oluyor.  

Ancak sportif yetenekleri olan çocuklar için spor kulüpleri veya müzik konusunda yetenekli olanlar için benzeri dernekler gibi üstün yetenekli çocukların okul dışında bir araya gelebilecekleri toplumsal olarak kabul görmüş bir kurum yoktur. Aileler, çocuklarının kendi gelişim ihtiyaçlarına cevap verebilecek bu tür kurumların eksikliğini hissettiklerini söylüyorlar. Aileler çok fazla kendi başlarına bırakılmışlardır, çoğunlukla okul dışı destekleme olanaklarını bulmak ve bunun bedelini karşılamak konusunda kişisel, zaman ve parasal kaynaklara sahip değildirler ve üstün yetenekli bir çocuğu büyütmek konusunda toplum tarafından yalnız bırakılmış hissetmektedirler. Bir psikolog tarafından çocuğunun desteklenmesi ve geliştirilmesi gerektiği söylenen bir anne, kendi konumunun sportif olarak yetenekli bir oğlu olan komşusundan çok farklı olduğunu söylüyor: “O çocuğunu nereye götürebileceğini biliyordu ve orada çocukla ilgileniliyordu. Ben ise destek aradığımda bana deliymişim gibi bakılıyor.”  

Entelektüel yaratıcılık konusunda genel bir üstün yetenekliliği olan bir çocuğun okuldaki yetersiz zorlanması ile tek yönlü sportif veya tek yönlü müzikal üstün yetenekliliği olan bir çocuğun yetersiz zorlanması arasında büyük bir fark vardır. Okul çok önemli bir sosyal alandır ve okulda bulunmak ve ev ödevleri için gerektirdiği zaman, bir çalışanın günlük çalışma süresiyle aynıdır. Uzun bir zaman diliminde okula bağlı kalmak, yetersiz zorlanma söz konusu olduğunda çok önemlidir. Bir hafta içerisinde spor veya müzik dersleri 2-3 saati geçmezken, yani sportif veya müzik konusunda üstün yetenekli bir çocuk ancak haftada 2-3 saat yeteneklerinin altında zorlanma yaşarken, genel üstün yetenekli bir çocuk için bu süre günde birkaç saate kadar çıkmakta ve günlük olarak sıkıldığı ve hayal kırıklığı yaşadığı süre de o kadar fazla olmaktadır. Okul, üstün yetenekli çocuğa yönelik bir farklılık ortaya çıkarmaz ise, okul süresi ve ders planı kurum tarafından belirlenmiş olmasına rağmen, buradan kaynaklanan problemler, üstün yetenekli çocuğa “delege” edilir. Problemler bireysel olarak bu problemleri yaşayan çocuğa yüklenir ve çocuğun ait olma ile kendini ifade etme çatışması arasında kalması sağlanır. Üstün yetenekli bir çocuğun ailesi olarak çocuklarının sınıfta yaşadığı yalnızlığı paylaşan aileler de okuldaki süreçler konusunda büyük ölçüde etkisizdirler. Ailelerin büyük çoğunluğu için, okulda boşa geçen zamanları ve bu şekilde oluşturulan zararlı etkileri telafi edecek okul dışı bir denge bulma imkânı yoktur. Ayrıca üstün yetenekli çocuklar, günlerinin önemli bir kısmı zaten başkaları tarafından ve boş geçecek şekilde planlandıktan sonra, günlerinin geri kalan kısımlarının da planlanmasına olumlu yaklaşmazlar; onların yaratıcı dünyalarını kendi belirledikleri faaliyetlerle yaşamak için de zamana ihtiyaçları vardır.  

Can sıkıntısı hasta edebilir. Yetersiz zorlanma, duygusal denge ve kişilik gelişimine zarar veren en önemli stres faktörlerinden biridir. Bilimsel stres araştırmalarının vardığı sonuç, monotonluk, hareketsizlik, sosyal ilişki eksikliği, bilgi ihtiyacının karşılanmaması, yetersiz zorlanma ve faaliyet eksikliğinin, bir insanı en çok zorlayan, kişiliğini ve sağlığını bozabilen en önemli stres faktörleri olduğunu göstermiştir. (Karl Hecht, 1994). Yetişkin ve iş dünyasından elde edilen bu bulgular, çocuklar, gençler ve okul ilişkisine de yansıtılabilir. Okuldaki uzun süreli can sıkıntısı ve yetersiz zorlanma, çocukları ders saatlerinin dışında da etkiler ve zararlı olabilir; bu etkinin neticesinde okul dışındaki zaman için gerekli olan gücü tüketir – yetersiz zorlanma çocukların gücünü aşar ve tüketir. Böylece tüm yaşamları için ihtiyaç duydukları gelişim ve tecrübe eksikliğine yol açabilir.  

Bu mekanizmanın neticesinde okul, üstün yetenekli çocuğun öğrenmesini ve gelişimini engelleyen, onu kısıtlayan ve korkutan, aynı zaman dilimi içerisinde kendilerine yanıt veren kişilerle birlikte dünyayı kendi tarzlarında anlamalarını ve öğrenmelerini engelleyen bir kurum haline gelir. Bu şekliyle okulun alternatif maliyeti de yüksektir. Bu tür bir kısıtlamaya üstün yetenekli bir çocuğun tepkisi, okul kavramında iş birliğini reddetmek, hatta okula gitmeyi reddetmek şeklinde gelişebilir. Bu da tecrübe edinmelerini engeller, kişiliklerini ve çoğu durumda da okul dışı faaliyetlerini kısıtlar. Yeteneğin beraberinde getirdiği potansiyelin, olumlu ve gerçeğe uygun bir kişilik yapısının ve sosyal yetkinliğin gelişmesi tehlikeye girer.  

Bu nedenle, üstün yetenekli çocukların geliştirilmesi öncelikli olarak okulun işidir, çünkü okul çocukların gelişim yılları içerisinde aidiyet ve bütünleşme konusunda merkezi ve önemli bir rol oynar. Eşitlik ilkesi gereği de bu tür imkânlar, bunları sunan özel okulların yanı sıra devlet okullarının da konseptine alınması gerekir ve yapı, isteklilik ve içerik olarak kök salmalıdır. Okul ancak o zaman öğretme ve kişiliğin geliştirilmesi olarak üstlendiği çifte görevi üstün yetenekli çocuklar için de yerine getirebilir. O zaman okul onlar için de, zihinsel ihtiyaçlarını ve dünyayı algılama şekillerini paylaşabilecekleri bir yer haline gelir.  

Standartlaştırma, üstün yetenekli çocukları birden fazla şekilde baskı altına almaktadır. Üstün yetenekli çocukların aileleri de kendi ilişkileri içerisinde standardizasyon baskısını yaşarlar ve çoğunlukla hiçbir yerde destek bulamazlar. Sonrasında da dikkat çekmeme, öğrenme ihtiyaçlarını ve yeteneklerini göstermemeye yönelik baskılar, aileler üzerinden çocuklara yansıtılabilir. Bilinçli olarak yapılmasa bile, çocuk sosyal çevrenin baskısını iki defa yaşar. Bunun neticesinde güçlü olmasını beklediği ailesi tarafından da yalnız bırakıldığını düşünür ve aile ile çocuk arasındaki ilişki de zarar görmeye başlar.  

Okulda olduğu gibi, özel ve genel toplumsal alanlarda da kısıtlayıcı yapıların etkinliği kişilerin bakış açıları ve tutumları ile belirlenir. Üstün yetenekli çocuklar hakkında bilgiler, onların varlığı hakkında, onların yaşıtlarına özgü talep ve beklentileri hakkında, onların yaşıtlarından farklı talep ve beklentileri hakkında bilgiler, hem toplumda hem de bu çocuklarla doğrudan temas halinde bulunan kişilerde yeterli düzeyde değildir.  

Aileler karşılaştıkları duruma hazırlıklı değildir ve yardım ayışları ise uzun süren, yıpratıcı ve dışlayıcı etkenlere maruz kalmalarına yol açar. “Kendi çocuğunu anlamamak ve kimden yardım alabileceğinizi bilememek çok korkunç bir şey.”  

Çocukların gelişimi ile ilişkili mesleklerin eğitiminde – anaokulu öğretmenleri, öğretmenler, psikologlar, doktorlar – üstün yetenekli çocuklar konusu pek gündeme gelmemektedir. Bu mesleklere mensup kişiler, bu konuda bilgilenmek istediklerinde az sayıda sunulan seminer ve kurslara mahkûmdurlar. Bilgisizlik ve tecrübe eksikliği, çocukların ve gençlerin gelişim bozukluklarını daha da arttırıcı davranış ve tutumlara yol açabilmektedir. Fakat üstün yetenekli çocuklar ve onların aileleri sorunlar yaşadıklarında, gelişme bozukluklarını önleyebilen veya oluşmuş bozuklukları giderebilen yetkin ve bilgi sahibi kişi ve kurumların yardımına ihtiyaç duyarlar.

Yorum ekle


   
© ustunyetenekliyiz.biz