Deprecated: iconv_set_encoding(): Use of iconv.internal_encoding is deprecated in /home/ustunyet/public_html/libraries/joomla/string/string.php on line 28

Deprecated: iconv_set_encoding(): Use of iconv.input_encoding is deprecated in /home/ustunyet/public_html/libraries/joomla/string/string.php on line 29

Deprecated: iconv_set_encoding(): Use of iconv.output_encoding is deprecated in /home/ustunyet/public_html/libraries/joomla/string/string.php on line 30
4.1.2. Çocukların Desteklenme İhtiyacı
001.jpg
   
008.jpg
   
006.jpg
   

4.1.2. Çocukların Desteklenme İhtiyacı

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Üstün yetenekli çocukların gelişim zorlukları, davranış bozuklukları ve çektikleri sıkıntılar bireysel olarak birçok farklı şekilde ortaya çıkıyor ve yine de bazı karakteristik çatışma alanlarını ve benzer tepkileri ortaya koyuyordu.  

Neredeyse tüm çocuklarda en azından dönemsel olarak psikovegetatif bozuklular, psikomotorik bozukluklar, tikler ve benzeri fiziksel semptomlar görülebiliyordu ve bunlar ruhsal bozuklukların beden diline yansıması olarak değerlendirilebilmektedir.

Bu emarelere üstün yetenekli çocuklar tarafından danışma ve terapi seanslarında çok az değiniliyordu; neredeyse her seferinde ve özellikle bunlardan utandıkları durumlarda, bu emareleri önemsizleştirme eğilimi gözlenmekteydi. Sorulduğunda, özellikle migreni olan çocuklarda ilk olarak baş ağrıları belirtiliyordu.  

Okuldaki durumlarından memnuniyet verici olarak bahseden çocuklar çok azdı; çok büyük bir çoğunluğu sıkılıyor, memnuniyetsiz, hayal kırıklığına uğramış ve mutsuzdu. Çok küçük çocuklar bile okul ile ilgili olarak içinde bulundukları durumu kavramışlardı: Okula başladıktan kısa süre sonra okulda hiçbir şey öğrenemediklerini, fakat yine uzun yıllar gitmek zorunda olduklarını kavramışlardı. Bunu hayatlarına yapılmış büyük bir tecavüz olarak algılayabilmekte, bunu neticesinde depresyona ve boş vermişlik duygularını yoğun bir şekilde yaşayabiliyorlardı.  

Başka çocuklar tarafından yapılan tacizler ve dalga geçmeler ise büyük önem taşıyordu. Bunlar çoğunlukla okulda, daha azı okul yolunda ve çok azı komşuluk ilişkileri içerisinde oluyordu. Okulda bundan kaçma imkânları neredeyse hiç yoktu. Tacizler ve aşağılamalar ile ender karşılaşsalar bile üstün yetenekli çocukları çok rahatsız ediyordu; tekrarlanmaları ve hatta sürekli yaşanması durumunda, çocuklar bundan çok çekiyorlardı. Korku ve gerilim baskısı çok büyüktü, okulda olağan ve rahat davranmalarını engelliyordu ve çocukları bundan dolayı daha da saldırıya açık hale getiriyordu. Bunu sonucunda evde aşırı sinirlilik veya boş vermişliğin tetiklediği geri çekilme gözlemleniyordu. 

Tekrarlayan belirgin adaletsizlikler, değersizleştirmeler veya düşmanlıklar öğretmen tarafından gerçekleştiğinde yukarıda belirtilen tepkilerin benzeri veya daha güçlü şekli görülüyordu. Öğretmenlerin bu tür davranışlarının temelinde, kendilerinin yansıtılmamış çatışmaları bulunabilmekte ve sadece üstün yetenekli oldukları için korku ve kıskançlık yaratan çocuklar üzerine yansıtılabilmektedir. Eğitimcinin bu tür davranışları, üstün yetenekli çocuğu o denli etkileyebilmektedir ki, bunun yarattığı duygusal travma uzun süreli olarak çocuğun tüm özdeğer gücünü yok edebilmektedir. Üstün yetenekli çocuğun okuldaki hiçbir faaliyette bir anlam görememesi ve dersi öğrenmek için hiçbir çaba göstermemesi, yaşanan duygusal travmanın bir uzantısı olarak görülebilir.  

Çocukların çoğunluğu, aileleri ve kardeşleri ile olan ilişkilerinde gerilimlerin arttığı ve dengelerin bozulduğu zamanlarda, ailedeki durumu da bir baskı unsuru olarak görebiliyorlardı. Genel olarak bakıldığında, üstün yetenekli çocukların büyük çoğunluğu aile ortamlarında aradıkları güveni bulabiliyorlardı. Aile içinde yaşanan çatışmalar bu durumu değiştirmiyordu. 

Küçük bir grup içinse aileleri ile ilişkilerinde derin bir kriz yaşanıyordu. Bu kriz temel olarak ailevi bozukluklardan kaynaklanıyor, okul problemleri, ergenlik problemleri ve başka sorunlardan da besleniyordu. Okuldaki ortam ve okul başarıları ailenin genel havasını ne kadar bozuyorsa, çocuklar o kadar geri çekiliyor ve boş vermişlikleri o kadar artıyordu. Okuldaki bilgi ve kendini ifade etme ihtiyaçlarıyla kendilerini zaten “yanlış” olarak gören çocuklar, böylece ailede ihtiyaç duydukları desteği de kaybediyor görünüyorlardı. Duygusal bozukluklar ve davranış bozuklukları bunun neticesinde iyice artabiliyordu. 

Davranış, iletişim ve duygusal bozukluklar çocukların birçoğunda gözlemlenebiliyor, az sayıda çocukta ise bu durum asosyal davranışlar, iletişim kilitlenmeleri veya derin depresif reaksiyonlara kadar varıyordu. Özdeğer duygusunun zarar görmüş olması neticesinde güvensizlik başlangıcından ağır özgüven eksikliği ve kendisi ile ilgili olumsuz düşünceler geliştirme noktasına kadar gidiyordu. Yaşamak istememek, en iyisinin ölü olmak düşünceleri, üstün yetenekli ocukların belirli bir kısmında gözlemlenmekteydi. İstisnai bazı durumlarda okuldaki durumun ümitsizliği veya ailesiyle olan ilişkilerinin aşırı derecede bozulmuş olması neticesinde intihar düşünceleri ve teşebbüsleri de ortaya çıkmıştı. Bu düşünceler hiçbir zaman doğrudan ifade edilmiyor, ancak ısrarlı sorular neticesinde belirtiliyordu; bu durum, çocukların yaşamak zorunda bırakıldıkları hayattan ne kadar yorulduklarının bir göstergesiydi. Aynı zamanda mutlu bir hayat sürmeyi ne kadar özledikleri, fakat kendi çabalarıyla bunu sağlamak konusunda ümitsiz olduklarının da açık bir ifadesiydi.  

Neredeyse tüm üstün yetenekli çocuklarda, canlı bir zihinsel hayata karşı büyük bir özlem vardı. Danışma ve terapi seanslarında önlerine konulan zihinsel beklentiler, önce tereddütle sonraları ise belirgin bir keyifle karşılanıyor, hayal güçlerini canlandırıyor, kendilerini ifade etme isteklerini, farklı dil ve konuşma yeteneklerini, canlı yüz ifadelerini ve jestleri ortaya çıkartıyordu. 

Tüm çocuklarda, kendilerine ne olduğunu anlama isteği az veya çok belirgindi. Bazıları düşünsel olarak durumlarını çok iyi anlıyorlardı, fakat duygusal olarak o denli güvensizleşmişlerdi ki, davranış ve reaksiyon potansiyelleri daralmıştı. Özdeğer duyguları için gerekli olan altyapı zayıflamıştı, kendilerine ve dünyaya karşı açık olma istekleri kaybolmuştu. Bazı durumlarda entelektüel aşırılık bir kaçış olarak görülmüştü. 

Aynı aileleri ve öğretmenleri gibi üstün yetenekli çocuklar da, üstün yeteneklilerin de üstün yetenekli olmayanlar gibi dikkat bozukluğu, algılama güçlüğü, okuma-yazma güçlüğü veya hiperaktivite gibi sorunlarla karşılaşabileceğini anlamakta zorlanıyordu. Bir yanda hızlı kavrama, yoğun düşünsel dünyaları ve sözlü iletişim yetenekleri ile diğer yanda okuma, yazma ve motor fonksiyonlarını kontrol etme zorluğu, üstün yetenekli çocuklar tarafından çelişki olarak algılanıyordu. Bu zıtlığın aynı kişide bir araya gelme olasılığı beklentilerin o kadar dışındadır ki, hem çevre, hem aile hem de üstün yetenekli çocuğun kendisi bunlardan sadece birini, yani ya üstün yetenekliliği ya da bozukluğu, geçerli kabul etme eğilimine giriyordu. Çok büyük bir güvensizliğin ve dengeleme güçlülüğünün içerisine düşüyorlardı: “Bende böyle bir şey varsa, üstün yetenekli olamam. Üstün yetenekliysem, böyle hatalar yapmamalıyım.” Aileler ve öğretmenler örn. okuma ve yazma gerektiren alanlarda başarısız olan çocukları tembellik ve yetersiz çalışmayla suçlayıp, çocuğun ne denli büyük sensomotorik bozukluk yaşadığını ve bunun yarattığı duygusal karmaşa ile savaşmak durumunda kaldığını anlamadıklarında, çocuğun yaşadığı baskı daha da büyük olmaktadır. Neredeyse tüm derslerde yazı yazmak gerekir, konsantrasyon ve hareketlerin kontrol edilmesi beklenir; bazı derslerdeki karne notları, yazı şeklinin bozuk olması veya dikkatsizlik neticesinde çocuğun gerçek bilgi düzeyine göre çok daha kötü olmaktadır. Başarısızlık korkusu çocuğun sürekli olarak yaşadığı temel duygulardan biri haline gelebilmekte ve çocuğun bilincinde kendi güçlü yönlerini tümüyle gölgeleyebilmektedir. Çocukları uygun şekilde desteklemek ve çocuk için işkence haline gelen özdeğer kaybından kurtarmak için farklılaştırılmış tanı yöntemlerine ihtiyaç duyulur. Yazma güçlüğü çeken bir ikinci sınıf öğrencisi şu yaklaşımı içselleştirmişti: “Yazamayan aptaldır.” ve artık hiçbir şey yapamayacağına inanmıştı.

Yorum ekle


   
© ustunyetenekliyiz.biz