001.jpg
   
005.jpg
   
006.jpg
   

2.3. Beklentilere uymak veya farklı olmak - Aidiyet ihtiyacı ile kendini ifade etme ihtiyacı arasındaki çatışma

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Tek olmak, olağandan farklı olmak, üstün yetenekli bir çocuğu, çevresinin davranışları ve tepkilerine ve özellikle kendi psikolojik yapısına göre farklı şekilde etkileyebilir: çok az, belirgin, uyarıcı, baskı unsuru veya eziyet. 

Bir çocuğun bedensel, ruhsal veya zihinsel yapısı kendi çevresinin beklentilerine, yapısına ve davranışlarına büyük ölçüde uygun ise, her iki tarafta birbiriyle iyi geçinir. Çocuğun gelişimi ve karşılıklı uyum süreci, çocuğun gelişim ihtiyaçlarının karşılandığı ve çatışmaların yapıcı bir şekilde çözümlendiği şekilde gelişir.

Çocuğun yapısı ve kendini ifade etme dürtüsü ile çevresindeki insanların beklentileri birbirinden çok farklıysa, birbirine uyum sağlayamıyorsa, iki temel insani ihtiyaç olan kendini ifade etme ve ait olmak isteme çocukta önemli bir çatışma alanı haline gelebilir ve gelişimini bozabilir. 

Kendini ifade etme dürtüsüne cevap vermek demek, kendi kişiliğinde var olanı dış dünyada denemek, kendisini ve dünyayı değiştirmek ve bu şekilde bireysellik ve otonomi kazanmak demektir. Aidiyet dürtüsüne cevap vermek demek, kendisini diğer insanlarla aynı dalga boyuna getirmek, diğer insanlarla benzerlikleri grup içerisinde yaşamak ve kendi davranışlarını diğerleri tarafından anlaşılmaya ve duygusal olarak kabul edilmeye yönelik uyarlamak demektir. Her çocuk, her iki ihtiyacı dengede tutmaya ve her ikisini de en iyi şekilde tatmin etmeye çalışmaktadır. Bu durum, tüm gelişim aşamalarında, yani bebeklikte, çocuklukta, ergenlikte ve yetişkinlikte devam eder. Bu süreçte çevresindeki insanların davranışları ve çok erken yaşlardan itibaren “çevresi ile ilgili duygusal ve bilişsel olguları paylaşma ihtiyacı” arasında önemli bir ilişki vardır. Burada “paylaşım” ifadesi, “birlikte yaşamak” anlamına gelmektedir.  

Kendi varlıklarının ve yaptıklarının olumlu bir şekilde karşılanması ve sevinç yaratması ihtiyacı, tüm normal çocuklarda olduğu gibi, üstün yetenekli çocuklarda da vardır. Onlar da önce kendilerini herkes gibi içlerinden geldiği ve kendilerine özgü şekilde ifade ederler ve bunu yaparken, herkesin kendileri gibi olduğundan doğal olarak emindirler. Fakat “kendilerine özgü şeklin” içerisinde olağandışı zihinsel yetenekleri de olduğundan, o “kendine özgü şekil” çevresindeki insanların bu yaşlar için beklentilerine çoğunlukla uymayacaktır. Esnek olmayan bir çevre, beklentilerinin dışındaki bu sinyalleri dikkate almayacaktır, böylece üstün yetenekli çocuğa beklediği karşılığı vermeyecek ve şaşırtacak, duygusal olguların paylaşımını reddedecek, böylece üstün yetenekli çocuğun üzerinde uzun süreli etkileri olacaktır. Duygusal olguların paylaşımının reddedilmesi, üstün yetenekli çocuğun aidiyetinin reddedilmesi ve dışlanması anlamına gelir ve üstün yetenekli çocuğun gelişimi üzerinde önemli etkisi vardır. Çocukların ilerleyen yaşlardaki reddedici tutumlarının kaynağının, zamanında kendilerinin çevrelerinden yaşadıkları reddedilmenin gecikmiş bir cevabı olması olasılığı yüksektir.  

Aidiyet duygusu, kendini güvende hissetmek için en temel duygulardan biri olduğu için, kimse bundan tümüyle vazgeçemez; özelikle henüz dengede olmayan bir kişiliğe sahip bir çocuk bundan asla tümüyle feragat edemez. Bu nedenle bir çocuk, ait olabilmek ve kabul görebilmek için çevrenin koyduğu gerekli şartları olabildiğince sağlamaya çalışır ve şayet bazı ihtiyaçlarının karşılanması, bulunduğu çevreye dâhil olabilmesini ve kabul görmesini engelliyorsa, bu ihtiyaçlarının karşılanmasından feragat edebilir. Ancak burada söz konusu olan gönüllü bir feragat değildir ve içinde aşılması gereken korkuların olduğu ruhsal bir zorunluluktur. Çoğunlukla bilinçdışı olan bu korkular, aidiyet ve kendini ifade etmek olan iki temel ihtiyacın uyumsuzluğundan doğan çatışmanın çözümsüz görünmesinden kaynaklanır. 

Üstün yetenekli çocuklar için bunun anlamı, görünürde çok da istenmediğini düşündükleri üstün yetenekliliklerini gizlemek, önemsizleştirmek, kendi algısından bile uzaklaştırmaktır. Bu süreçler de kısmen bilinçdışı olarak gerçekleşir. Kendinin önemli bir parçasını baskılamak, büyük bir güç gerektirir ve burada tüketilen bu güç artık hayatının diğer alanlarında eksiktir. Çocuklar bu güç kaybını tanımlayamasalar bile hissederler. İçinde bulundukları durumu dışa vurmak için yanlış beklenti durumlarında ortaya çıkan tipik semptomlar geliştirirler. Üstün yetenekli çocuklar, beklentilerin yanlış olması durumunda gösterdikleri reaksiyonlar açısından çok “normal” davranırlar.  

Bu reaksiyonlar, aile içi ve aile dışı ilişkiler sistemindeki farklı gelişim düzeylerinde kendini farklı şekillerde gösterebilir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz