001.jpg
   
008.jpg
   
006.jpg
   

3. Üstün yetenekli Çocuk ile Çevresi Arasındaki İletişim

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Kaplumbağanın yürüyüşü güvenli diye, kartalın kanatlarını kesmeli miyiz? (Edgar Allen Poe, 1809 – 1849) 

Yardım isteyen üstün yetenekli çocuklar ve aileleri ile yapılan görüşmelerde, çocuklar çok farklı geçmişlere sahip olsalar bile çevrelerinden çok benzer engelleyici etkiler altında kaldıkları anlaşılır. Üstün yetenekli çocukların dengeli kişilik gelişimleri tehdit altında olduğunda, çevrelerinin onların üstün yetenekliliklerine karşı gösterdiği olumsuz tutum ve davranışlar, buna neden olan en önemli etkenlerden biri olarak ele alınmalıdır. Çocuğun çevresinde ve kişiliğinde, sorunların oluşmasında etken olan başka etmenler olsa da, üstün yetenekli bir çocukta üstün yeteneklilik gerçeği göz ardı edilmemelidir.

3.1. Tecrübeler - 3 Örnek 

3.1.1. Sabine 

Sabine ilk kez annesiyle birlikte geldiğinde 4 yaş ve 9 aylıktı (4;9 şeklinde yazılır). Başlarda çok utangaç duruyordu, fakat dikkatle dinliyor, annesinin ifadelerini eleştiriyor veya düzeltiyordu. Annesi, Sabine’nin son zamanlarda çok sessizleştiğini, sıkıntılı göründüğünü, uykusundan sıçrayarak uyandığını ve üzgün göründüğünü anlatıyordu. Aslında tüm bunlar anaokuluna başladıktan kısa süre sonra başlamış, fakat ailesi bunları sadece ortamın değişmesine bağlamışlardı. Sabine eskiden canlı ve keyifliydi, yaşından beklenmeyecek derecede konu ve olaylara ilgi gösteriyordu; büyük bir sabır ve dayanıklılık göstererek kendi kendine azimle harfleri ve rakamları öğretmiş ve biraz yazma ve okuma öğrenmişti. Tüm diğer konularda da algısının çok açık olduğu, hızla kavradığı ve kendisinden talep edilmediği halde iki küçük kardeşiyle ilgilendiği belirtildi. Sorduğu çok sayıda soru aile tarafından sürekli cevaplandırılmış ve hayal gücü asla frenlenmemişti. Bu durum büyükannesi ve büyükbabası tarafından sürekli eleştirilmiş olmasına rağmen, Sabine’nin onlarla ilişkisi gayet iyiydi. Onlar, “sen harfleri daha anlayamazsın” dediklerinde, “anlarım, bakın şimdi dede yazacağım” şeklinde cevap vermişti. Fakat önceleri zevkle yaptıklarına şu anda ilgi duymuyor ve anaokuluna gitmeyi sevmiyordu. Anaokulu öğretmenleri ile yapılan görüşmelerin faydası olmamıştı. Sabine orada “tatlı kız” olarak algılanıyordu ve ne oluyorsa, pek belirgin değildi. Çocuk doktoruna yapılan ziyaretlerde fiziksel bir sorun tespit edilemeyince ve ailenin tüm çabalarına rağmen eski keyifli hali geri gelmeyince, aile çocuklarındaki bu davranışın kökeninde bir üstün yeteneklilik durumunun etkili olup olmadığını öğrenmek istemişti. Bu konuya çocuk doktoru dikkatlerini çekmiş ve kendileri de çocuklarının gelişiminde bazı şeyleri gözden kaçırdıklarına ilişkin kendilerini suçlamaya başlamışlardı. 

Görüşmeler esnasında Sabine tüm sorular ve tekliflerle ilgileniyor, keyifsizliği biraz olsun diniyordu. Çok kıvrak bir sözlü iletişim şekli vardı, yazı masasındaki güneş enerjili hesap makinesi dikkatini çekiyor ve bunu deniyordu. Empatik ve açık ortam onu cesaretlendiriyor; hesap makinesine girdiği tüm rakamları doğru söylüyor ve tüm harfleri tanıdığını ve adını yazabildiğini söylüyordu. Annesiyle yapılan görüşme esnasında Sabine’nin geçmişi hakkında konuşulurken, o bir yandan yazıyor ve resim yapıyordu. O anda araya girdi ve “Ama anaokulunda bunu bildiğimi göstermiyorum” dedi. 

Görüşmelerin devamında, Sabine’nin anaokulunda okuma yazma konusunda ilgisini gösterdiğinde reddedici bir tavırla karşılaştığı ortaya çıktı. Annesinin ifadesine göre anaokulunda bu tutum kızarak değil, fakat katı bir şekilde gerçekleşmiş ve okuma yazmanın okulda yapılması gereken bir şey olduğu söylenmişti. Anaokulunda oyun oynanması gerekiyordu.  

Sabine hakkında yorum: 

Sabine görünüşte uyumluydu ve “tatlı kız” havasını veriyordu; fakat içsel olarak ikilem yaşıyordu, çünkü büyüklerin yaklaşımına uygun olarak kendisini “anaokuluna gitmeyi kendisi için iyi bir şey” olarak algılamaya, zihinsel gelişim ihtiyacını ise geri planda tutmaya zorluyordu. Dışsal beklentilere cevap veriyor, aynı zamanda yaşıtlarından farklı olan yeteneğini gizlemek durumunda hissediyordu. Evdeki ortamda zihinsel ilgileri engellenmemesine ve ailesi sevgiyle ve dikkatle onunla ilgilenmesine rağmen, anaokulundaki engellemenin anlamı büyüktü: Özelikle sosyal yetenekleri ve diğerlerinin ihtiyaçlarına ve sınırlarına karşı hassasiyeti neticesinde, içinde bulunduğu gruba tek taraflı olarak uyum sağlamaya zorlanmıştı. Öncesinde ona mutluluk veren ve özgüvenini olumlu yönde geliştiren zihinsel yeteneklerinin baskılanarak geride tutulması, zamanla depresif duygulara, yaşam sevincinin ve özgüvenin gerilemesine yol açmıştı. Sabine, aile içindeki baskı unsurlarını – babasının o an içinde bulunduğu mesleki koşullar, iki küçük kardeşi yüzünden annesinin içinde bulunduğu durum, büyükanne ve büyükbabasının yaşına uygun olmayan öğrenme açlığına ilişkin sürekli olarak takındıkları tavırların doğurduğu psikososyal baskılar – ruhsal olarak dengeleyebilmesine karşın, anaokulundaki grubunun içerisinde yaşadığı engellemeler onun dengesini bozmuştu. Tüm diğer çocuklar gibi onunda kendini olduğu gibi gösterme ve bir gruba ait olma duygusuna ihtiyacı vardı. Fakat kendi gibi olmayı bu ortamda yaşayamadığı ve duygularını bu ortamda ortaya koyamadığı tecrübesini edinmek zorunda kalmıştı. Tam aksine, kendisini ancak diğerlerinin seviyesine geri çektiğinde kabul gördüğünü anladığından, kendisi gibi olma ihtiyacını gruba ait olma ihtiyacının gerisine koymuş ve kendince çevresinin beklentilerine cevap veren yalancı bir çözüm geliştirmişti: “Ben de diğerleri gibi olmak istiyorum.” Bu denli yüksek bir uyum gösterme eğilimi ve kendi ihtiyaçlarını geri plana atma çabası, iç enerjisini o denli tüketmişti ki, sağlığı zarar görmeye başlamıştı. “Sessiz” semptomlarla çatışmanın yükünü kendi omuzlarına alma çabası kendisi ile ilgili yarattığı havaya uygun olduğundan, anaokulunda ihtiyaçlarının ne denli engellendiği fark edilememişti.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz