001.jpg
   
002.jpg
   
003.jpg
   

3.1.2. Till

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Till ilk ziyaretinde yaklaşık 4 yaşındaydı. Annesi onu kaydettirirken, çocuk doktorunun Till’in üstün yetenekli olduğunu düşündüğünü, ancak kendisinin bu düşünceyi paylaşmadığını, sadece Till’in şimdiden harflere ve rakamlara ilgi duymaya başladığını, onun haricinde tümüyle normal olduğunu söylemişti.

Görüşme esnasında Till’in çok canlı bir çocuk olduğunu, çak fazla şeye ilgi duyduğunu ve ilgisinin peşinden gitme imkanı olmadığında belirgin bir şekilde huysuzlandığını, yeni bilgiler edinmede dayanıklı ve sabırlı olduğunu söyledi. Dünya haberleri, insanların yaşantıları ve doğa olayları hakkında kendi görüşlerini geliştiriyor ve bunları tartışmak istiyordu. Bu durum ailesi için çok zorlayıcıydı. Anaokulunda dışarıda tek başına koşuşturmayı ve kum havuzunda oynamayı tercih ediyor, diğer çocuklarla birlikte pek az şey yapıyordu. Grup içerisinde gittikçe daha uyumsuz oluyor, saldırgan davranışlarını diğer çocuklara fiziki zarar vermeye vardırıyor, evde de oyun oynarken küçük kardeşini ve anne babasını birden ısırmaya ve onlara vurmaya başlıyordu. Üzerinde düşündüklerinde, Till’in mutsuz bir çocuk olduğunu fark etmişlerdi. Anaokuluna başladığından beri kendini dahi tanıyamadığını ve duygularındaki belirgin dalgalanmalardan kendisinin de rahatsız olduğunu belirtiyorlardı.  

Görüşme esnasında Till önce mesafeli ve gözlemci, sonra ise kendisini anlatmak konusunda ısrarcıydı. Zihinsel adımları hevesle yakalıyor ve bununla ilgili olarak aklına gelenleri paylaşıyordu. Anlamını kavramadığı taleplere karşı direniyor, ancak anlamı anlatıldıktan sonra katılım gösteriyordu.  

Aile içinde Till’in ihtiyaçlarının karşılanması konusunda kısıtlar vardı; babası mesleki koşullar nedeniyle vakit ayıramıyordu, anne ikinci çocuğun doğumundan sonra iki tane hareketli çocuk ile baş etmekte zorlanıyordu, annenin ikinci çocuktan sonra çalışmaya ara vermesinden dolayı da maddi imkânlar daha kısıtlıydı. Çocukların yetiştirilmesinde, fiziksel şiddetin asla söz konusu olmadığı konusunda anne ve baba başından beri mutabıktılar. Fakat oğullarının gittikçe artan saldırganlığı nedeniyle ne yapacaklarını bilemez haldeydiler.  

İkinci görüşmeye Till’in annesi ile birlikte, Till hakkında endişeli olan anaokulu öğretmeni de geldi. Till’in anaokulundaki davranışlarını büyük bir dikkatle anlattı ve gerçek bir çözüm bulma konusunda hevesliydi. Dikkatini çeken konu, Till’in birçok konuda çok ileri olmasıydı. Yakında okula başlayacak birçok çocuğun seviyesiyle kıyaslanabilirdi ve beklentileri mevcut durumda kesinlikle tatmin edilemiyordu. Daha büyük yaş grubundan bir kız ile yakın arkadaşlık kurmuştu; onunla oyunlar oynarken dengeyi sağlayabiliyor ve onun önerilerini kabul edebiliyordu, kendi yaş grubuna göre ise fazla ileriydi.  

Sonrasında Till’in anaokulunda tatmin edilmeyen zihinsel ihtiyaçları konusu ele alındı; çözüm önerisi olarak kendi yaşıtlarıyla bir arada tutuldu, fakat zaman zaman okul öncesi çocukların faaliyetlerine alındı. Bunun neticesinde saldırgan davranışları zaman içerisinde azalma gösterdi.  

Üç yıl sonra Till ile yeniden görüşüldü. Artık 7 yaşındaydı ve birinci sınıfa gidiyordu. İlk başlarda yaşanan memnuniyet ve mutluluk, yakın zamanlarda gösterdiği davranışlar ile anlaşıldığına göre bozulmaya başlamıştı. Ailenin başvurusu, anaokulunun görüşü ve doktorun tavsiyesine rağmen, erken yaşta okula alınmamıştı. Okulların açıldığı tarihte henüz 6 yaşını bitirmemiş ve daha sonraki dönemde okula başlayacak olanların da birçoğundan da daha küçüktü. Okul doktorundaki ve okuldaki testlerde başarı göstermiş olmasına rağmen, okul müdiresi sosyal uyumda sorun yaşaması olasılığı ve sınıftakilerden fiziksel olarak daha küçük olmasını gerekçe göstererek talebi reddetmişti. Okula bir yıl sonra başlaması ailesine göre fazlasıyla geçti ve Till büyük bir mutlulukla okula gitmeye başladığında rahatlamışlardı. Till’e, okulda en çok neyi sevdiği sorulduğunda, teneffüsler, sınıftaki arkadaşlık ve farklı öğretmen davranışlarının izlenmesi cevabını almışlardı. “Ders çok sıkıcı, hiçbir şey öğrenmiyorum.” Sınıf öğretmeninin verdiği bilgiyle göre, Till sınıfta uyumlu, sınıf ortamını bozmayan, ancak çaba da göstermeyen bir çocuktu. Örneğin daha temiz ve güzel yazması konusunda “Bunu konular ilginç olmaya başladığında yaparım” diyordu Till görüşme esnasında. Talep üzerine önce isteksiz ve beceriksizce adını yazıyor, ardından daha büyük bir dikkatle ve daha akıcı bir şekilde yüz ile bin arasında bazı rakamlar yazıyor, son olarak da bir kitabın kapağında dikkatini çeken yabancı bir kelimeyi yazmıştı. Okul ise içeriği daha ilgi çekici olan konular vermeyi reddetmişti. Önce herkesin yapması gerekenleri Till de yapmalıydı. Bu da içeriği olmayan metinlerle temiz ve düzgün yazı yazmayı öğrenmekti.  

Till hakkında yorum: 

Till, yetenekleri belirgin bir şekilde ortada olduğu halde ve üstün yeteneklilik konusunda bilinçsiz olan ailesine rağmen, aile içinde kabul gördüğü bir ortam ve yaşına uygun olmayan ihtiyaçları için yeterince hareket alanı buluyordu. Onlar, “her şeyin normal” olmasını istiyorlardı. Ancak anaokuluna başladıktan sonra ortaya çıkan davranış bozukluklarından sonra dikkatleri bu konuya çekilmişti. Till, anaokulunda diğer çocukların bulunduğu grubun içinde kendi ihtiyaçlarını karşılayacak imkânı yeterince bulamıyordu, oysaki ailesi ve öğretmenleri bunu ona vaat etmişlerdi: Anaokulu senin için iyidir ve birlikte birçok şeyi yapabileceğin çok sayıda arkadaşın olacak.” Ancak anaokulunda hiçbir çocukta kendisinin ilgi alanlarına yönelik bir paylaşım imkânı olmadığını kısa süre içerisinde anlamıştı. “Diğerleri doğru düzgün konuşamıyorlardı bile. Sohbet bile edemiyorduk.” Kendine özgü dünyayı algılama şeklini paylaşacağı kimse yoktu ve gittikçe geriliyordu. Dışarıdan kendisine verilen “Bu senin için iyi” mesajı ve kendisinin yaşadığı “Bu benim için iyi değil” duygusunu bağdaştıramıyordu. Önce kendi çabasıyla bir çözüm üretti: biriktirdiği ihtiyaçlarını, zihinsel hareketlilik ihtiyacını açık alanda koşuşturarak bedensel aktivitelere kaydırdı ve yaratıcılığını da kum havuzunda tatmin etti, ancak bunlar kısıtlı bir süre için işe yaradı. Bunu sürdürmesi mümkün olmadı ve içinde biriktirdiği baskı yapısı gereği kendini saldırgan davranış şeklinde dışa vurdu. Öz kontrolden saldırgan davranışa dönen ani değişimler, ihtiyaçlarındaki çatışmaların bir yansımasıydı: Till ait olmak istiyordu ve diğerlerinin tarzını kabul etmeye istekli ve sabırlıydı, ancak kendi ihtiyaçları zaman zaman baskın gelmeye başladığında bunu ancak saldırganlıkla ifade edebiliyordu. O da bundan şikâyetçiydi; “Bazen her şey karman çorman oluyor ve ben bunu aslında istemiyorum.” Ancak dış yardım almadan bununla başa çıkamayacağı bir noktaya gelmişti. Anaokulunun Till’in saldırganlığı neticesinde onu uzaklaştırma ve disipline etme yönünde önlemler almaması ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışıp esnek bir şekilde destek olmaya çalışmaları Till için bir şanstı. Böylece kısa süreli saldırgan davranış dönemi sonrası - ki bunun neticesi kolaylıkla çevre tarafından daha çok reddedilmeye yol açabilirdi – kendi dengesini bulabilmiş ve kendisi için gereksiz olan anaokulu son yılını da olumlu bir şekilde tamamlayabilmişti.  

Aile ve çocuğun ilkokula başvurduklarında karşılaştıkları tavır ve yapı, özel ihtiyaçlarına ve yeteneklerine peşinen set çeken bir şekildedir: Okula alma yönetmelikleri yaşına ilişkin olarak farklı uygulamalara müsait olmasına rağmen, katı bir şekilde ele alınmıştır. Konu, tek yönlü olarak çocuğun olası sosyal uyum sorunlarına ilişkin değerlendirilmiş ve üstün yetenekli olan bir çocuğun kendini ifade edebilmesi için gerekli ortamın sağlanması fırsatı olarak değerlendirilmemiştir. Bedensel bir kritere – diğerlerinden daha küçük olmak – gereğinden fazla önem verilmiştir, oysaki bedensel olarak küçük olmak, bazı insanlar için hayatları boyunca değişmeyecek bir şeydir. Yaşları gereği birlikte okula başlayan çocukların arasında da önemli bedensel farklılıkların olduğu ve Till’in bedensel yetenekleri açısından da yeterli olduğu göz ardı edilmiştir. Till’in ailesinin tüm bunlardan çıkardığı sonuç, okuldan pek bir beklentilerinin olmaması gerektiğiydi ve verilen bu karara karşı da yapabilecekleri bir şey yoktu. 

Aksi yöndeki tüm beklentilerine rağmen okulda bir şey öğrenemiyor olduğu geçeği, Till için bir hayal kırıklığıydı, ancak önceleri bununla tek başına baş edebiliyordu. Anaokulunda olduğu gibi öğrenme enerjisini başka alanlara kaydırdı: Kendisini sınıf ortamı içerisindeki arkadaşlığa odakladı. Burada çocukların farklı özelliklerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini gözlemleyebiliyordu. Aynı şey teneffüslerde okul bahçesi için de geçerliydi. Burada anaokulunda da birlikte oynayabildiği kendinden yaşça büyük kız ile karşılaştı ve olumlu tepki almasının neticesinde düşüncelerini ve iç dünyasını onunla paylaşma imkanı buldu. 

Dersteki can sıkıntısını gidermek için öğretmen davranışlarını incelemeye ve zihninde bunları sınıflandırmaya başladı. Zihinsel faaliyet ihtiyacını bir süre bu şekilde gidermeye çalıştı. Ancak katı bir şekilde standartlara bağlı olan okulun Till’in ihtiyaçlarını karşılamak üzere olağanın dışına çıkmak konusunda takındığı reddedici tavır, bir süre sonra Till’in dengeyi sağlamak için oluşturduğu içsel ve dışsal imkânlarını tüketti ve bunun neticesinde tekrar saldırgan davranışlar göstermeye başladı. Halen belirli bir oranda öğrenmek ile ilişkilendirdiği okulda duygularını kontrol edebiliyordu, ancak yanlış zorlanma ve yüklenme sınırına ulaşmıştı. Bilişsel açıdan sürekli bir yetersiz zorlanma ve beklentilerinin karşılanmaması durumu varken, can sıkıntısı, beklemek zorunda kalmak, hayal kırıklığı ve kendini geri çekme zorunluluğu açısından aşırı yüklenmeyle karşılaşıyordu. Buna cevap olarak da, kendisini güvende hissettiği aile ortamında duygularına ve öz kontrolüne yol veriyordu.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz