001.jpg
   
008.jpg
   
006.jpg
   

3.2. Okul Gelişmenin Durmasına mı Neden Oluyor?

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Toplumumuzda, bireyin sosyal çevresini, gelecek beklentilerini, zaman planlamasını ve içeriğini, okul zorunluluğu kadar belirleyen başka bir yasal düzenleme yoktur. Yaygın eğitimin ve okulların sağladığı avantajlar – ailelerin maddi imkânlarından nispeten bağımsız bir şekilde tüm çocuklar için temel bilgilendirilme olanağı – üstün yetenekli çocukların bir kısmı için daha fazla ve daha ileri diyen zihinsel dürtüleri için kısıtlayıcı bir ortam haline gelebilmektedir.

Hatta üstün yetenekli çocuklar, tümüyle tesadüfî etkenler neticesinde gittikleri okulda ihtiyaç duydukları özel öğrenme ihtiyaçlarına cevap veremeyen yapı ve kişilerle karşılaşırlarsa, tümden kayıp hale gelebilirler. Psikoterapi ve görüşmeler neticesinde elde edilen tecrübeler göstermektedir ki, her gün gitmek zorunda oldukları okuldaki durum önemli ölçüde değişmediği taktirde, çocuğun davranışlarını ve algılarını değiştirmeye yönelik bir çalışma boşuna olacaktır. Bu nedenle, üstün yetenekli çocukların gelişim bozuklukları söz konusu olduğunda, okul özellikle dikkate alınmalıdır.  

Üstün yetenekli çocukların gelişim yıllarında yaşadıkları Sabine, Till ve Peter’inki gibi tecrübeler çok sayıda mevcuttur. Farklı ailevi ortamlara, hayat hikâyelerine ve kişilik yapılarına rağmen okulun ilk yıllarının aile ve çocuk tarafından “gelişimde bir kırılma noktası” olarak algılanması yönündeki tecrübeler o kadar sık ve benzerdir ki, temel ilişkiler açısında önemli bir işaret olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle sürekli olarak tekrar eden bu sorunlar, üstün yetenekli çocuğun ve ailesinin bireysel sorunları olarak görülmemelidir. Sosyalleşme ortamı olarak okulun sunduğu çerçeve ve yapılar ile okulda etkin olan kişilerin konuya yaklaşımı, bu problemin önemli birer parçasıdır. 

Çocuğun gelecekteki yaşamının ne şekilde olacağı, öncelikli olarak aile ortamında edindikleri değerler ile belirlenecektir, fakat okula başladıklarında kişilik gelişimleri henüz tamamlanmış değildir. Bu nedenle, kişilikleri gelişimlerinin devam ettiği okul yılları boyunca özdeğer kavramları, özgüvenleri ve davranışları açısından okuldaki ortam da önemli ölçüde belirleyicidir.  

Anaokulunda – tesadüfen bir araya getirilmiş bir grup, pedagojik yetkinliği olan, ancak üstün yetenekli çocuklar hakkında yetersiz bilgisi olan bir kurum – bile okuldakine benzer tecrübeler yaşanabilir, ancak bunların etkinliği okulda yaşanan tecrübelerden daha azdır. Anaokulunda belirli bir düzeyde serbesti vardır, yani en kötü ihtimalle oraya gitme zorunluluğu yoktur. 

Fakat okula gitme zorunluluğu vardır. Yasalarımıza göre, özellikle belirleyici ve temelden etkileyen çocukluk ve gençlik yılları için bir alternatif yoktur. Okul ne kadar sıkıcı ve eziyetli olsa dahi bir kaçış yoktur. Çocuklarının okuldaki tutum ve yaklaşımlar nedeniyle zarar gördüğünü düşünseler bile, aileler için temelde bir seçim şansı yoktur. Okul, güçlü bir yasal kurum olarak uzun yıllar çocukları hâkimiyeti altına alır ve gelişim yılları için aile kurumunun yanı sıra en önemli sosyalleşme ortamıdır. Özellikle bu nedenle de okulların yapısal ve sosyal ortamının çocuklar ve gençlerin gelişimleri üzerinde çok büyük bir ağırlığı vardır. Ailelerin okulların yetkinliği ve özenine yönelik yüksek beklentileri bu nedenle haklıdır. Yıllar boyu saatlerce sınıf içerisinde boş boş oturmak zorunda bırakılmak (“Anlamsızdı, her ders saatinde kendimi dizginlemek ve imkânlarımın çok altında tutmak zorunda kalıyordum.” – Marcus – 17 yaşında) çocuklar ve gençlerin okul ve toplumdan uzaklaşmalarına neden olan içsel ve dışsal tepkilere yol açabilir. Okul zorunluluğunun, okulun kendisine emanet edilen çocukları geliştirme zorunluluğunu da kapsadığına duyulan güven tümden yok olabilir. 

Okulun geniş sorumluluk alanı ve bireye karşı davranışın toplumsal sonuçlarına vardıran dinamizmi, Peter’in yaşadığı örnekte belirginleşmektedir: İlk yıllardaki sınıf öğretmeni, çocuğun bireysel ihtiyaçlarını yok saymış, özel yetenekliliğini de sınıf düzenini bozan bir etken olarak görmüştür. Empati duymasını ve öğrenmesini gerektiren bir duruma karşılık, cezalandırmaya gitmiştir. Peter gibi bir çocuk nedeniyle özgüveninin zarar görmesi ve bu kadar küçük bir çocuğun bu denli yüksek bir kapasite ile karşısına çıkması onu korkutmuş olabilir – üstün yetenekli çocuklarını anlamaya çalışan aileler de, çocuklarının üstün yeteneğinin onları korkuttuğunu ifade etmektedirler. Farkı düşünme şekli ve olağandışı bilgisi nedeniyle sınıftaki yaklaşımına uymadığı zaman Peter’i sınıftan atması, Peter’e ve sınıf arkadaşlarına başka mesajlar da vermekteydi. Peter’e verdiği mesaj: “Senin yeteneklerini burada istemiyoruz ve seni burada istemiyoruz.” Sınıfa verdiği mesaj ise: “Farklı olanı dışarı atarız. Peter gibilerini rahatlıkla dışlayabilirsiniz.” Böylece sınıfta başlamış olan dışlama sürecini desteklemiş oluyordu. Zarar verici sınıf davranışı içerisinde sınıfın da Peter gibi yardıma ihtiyacı vardı. Bu yardım, toplumumuzun dayandığı bir değeri, yani azınlıkların korunması ve dışlamak yerine topluma entegre edilmeleri gerektiği değerini, sınıfa hatırlatmak şeklinde olmalıydı. Bu çatışma ile tüm tarafların fayda sağlayacağı yapıcı bir öğrenme sürecini başlatma fırsatı kullanılabilirdi, fakat mevcut davranış neticesinde bu fırsat kullanılamadı. Tam aksine, zarar verici bir davranış şekli desteklenmiş ve bu süreç olağan hale gelmişti: Tacizler Peter’e zara vermiş, bu tacizleri önemsizleştirme çabası bu davranışı iyice çığırından çıkarmıştı. Peter’in, işkenceye dönen bu tecrübeden kurtulmak için ise tek bir çaresi kalmıştı; “duygularını silmek”. Böylesine bir süreçte gerçek psikolojik yardım ihtiyacı genelde ortaya çıkmaz, bunu yerine çok farklı, saldırgan, anlamsız ve dik başlılık gibi yorumlanabilen davranış biçimleri ortaya çıkar. Peter’de de benzeri olmuş, korkularını ve acılarını dışlayan davranışı, sınıfa onu taciz etmek için daha fazla fırsat yaratmıştı. Bir kısır döngü oluşmuştu. Şayet bu durum, okulun sosyal çevresinde oluşmuşsa, her iki tarafın da yardıma ihtiyacı vardır; hem birey hem de sınıf. Bunun sorumluluğu yetişkinlerde ve kurum olarak okuldadır, çünkü bireysel gelişmelerin ve sosyal sorumluluğun desteklenmesi de okulun sorumluluğundadır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz