Deprecated: iconv_set_encoding(): Use of iconv.internal_encoding is deprecated in /home/ustunyet/public_html/libraries/joomla/string/string.php on line 28

Deprecated: iconv_set_encoding(): Use of iconv.input_encoding is deprecated in /home/ustunyet/public_html/libraries/joomla/string/string.php on line 29

Deprecated: iconv_set_encoding(): Use of iconv.output_encoding is deprecated in /home/ustunyet/public_html/libraries/joomla/string/string.php on line 30
Büyük René’nin hikayesi - Kendisi anlatıyor
004.jpg
   
008.jpg
   
007.jpg
   

   

Büyük René’nin hikayesi - Kendisi anlatıyor

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Buradaki yazılarda anlatılan çocuklardan çok daha büyük olsam da (1975 doğumluyum), çocukluğumu ve gençliğimi çok iyi hatırlıyorum ve yaşadıklarımı kendi bakış açımdan anlatmak istiyorum.

Kreş

Yürümeye ve konuşmaya ne zaman başladığımı bilmediğimden, bu hikaye hayatımın en karanlık günlerinden başlıyor: Kreş.

Orada ilk dönemlerde yüksek konsantrasyonum ve çalışma azmim ile dikkat çekmişim (örneğin el işlerinde, kaleler yaparken, Legolarla oynarken, vs.) ve tabii ki sınır tanımayan merakımla. Yaşıtlarımla pek anlaşamıyordum, ben onları fazla aptal buluyordum, onlar da beni fazla ciddi. Bu eksikliği bakıcı ablalarla giderdim, fakat bölüm yöneticisi bir süre sonra benimle bu şekilde ilgilenmelerini yasaklandı. Bunun yerine içini boyamak için bol miktarda resim fotokopisi verildi.

Bugün geriye baktığımda, adalet duygumun o zaman bile çok belirgin olduğunu düşünüyorum: Ne zaman gerekse, küçük ve zayıflara yardım etmeye çalışıyordum, bu şekilde arkadaş bulmam da mümkündü. Ama söz konusu ben olduğumda, kimseden yardım alamadım, ne ailemden, ne diğer çocuklardan, ne de bakıcılardan. Kreşteki bazı çocuklar beni sürekli olarak kızdırmaya çalışıyorlardı. Örneğin gereksiz yere bana çarparak veya uzun süre uğraşarak yaptıklarımı bozarak. Kimse bana yardım etmediğinden ben kendime yardım ettim. Beni kızdıran önce bir uyarı alıyordu, ikinci defa yaptığında da bir tane geçiriyordum. Bence bu adildi, çünkü onu uyarmıştım ve sonrasında da kendimi savunmuştum, asla kendim bir kavga başlatmadım.

Eğitmenler ise olayın çıkış nedeniyle hiçbir şekilde ilgilenmiyorlardı ve beni saldırgan ve huzuru bozan kişi olarak damgalamışlardı. Bu nedenle özellikle bölüm yöneticisi beni sürekli olarak gözetliyordu ve kimin suçlu olduğu da onu için belliydi. Bunu sonucunda, her üç ayda bir ailem görüşmeye çağırılıyordu. Eminim kendilerini İspanyol engizisyonunda gibi hissetmişlerdir. Onların benim ilgili tecrübeleri tümüyle farklıydı tabii ki ve onları kimse dinlemiyordu. Günün birinde sevgili bölüm yöneticimiz bir kavgadan sonra beni iki kolumdan yakaladı ve bu arada diğer çocuk hala bana tekme atıyordu. Bunu o denli bir haksızlık olarak gördüm ki, sinirimden boynundaki kolyeyi koparıp sınıfın bir köşesine attım. O da bana sağlam bir tokat attı. Diğer bakıcılar başka taraflara bakarken elinden kurtuldum ve doğruca kreş yöneticisine kollarına koştum. Ona her şeyi anlattım ve o da ailemi aradı. Bu benim kreşteki son günümdü ve okula başlayana kadar kalan 6 ayı evde tek başıma geçirmek zorunda kaldım (annem ise artık sadece yarım gün çalışabiliyordu). Yalnız başıma demek bu durumda gerçekten yalnız başıma demekti ve bu dönemde hayatımın en hüzünlü doğum gününü yaşadım. Bölüm yöneticisinin o gün tazminatsız işten atıldığını 20 yıl sonra tesadüfen öğrendim.

Çocukları okulda veya anaokulunda benzer zorluklar yaşayan (saldırganlık veya içe dönüklük) ailelere seslenmek istiyorum. Konuşun çocuklarınızla! Üstün yetenekli çocuklar sosyal ilişkileri yetişkinlerin tahmin ettiklerinden çok daha erken yaşta algılamaya başlarlar. Yine de yaşadıklarını doğru bir şekilde ifade edebilecek tecrübeleri yoktur ve bu yüzden de doğrudan olduğu gibi anlatırlar. Birçok yetişkin, sosyal davranışlarının altında yatan nedenlerin küçük bir çocuk tarafından deşifre edilmesinden inanılmaz derecede korkar. O çocuk da sonrasında “ukala bacaksız” veya “bak hele sen velede” şeklinde aslında olduğundan da daha küçük görülür. Çocuğun bu şekilde çevresinden aldığı (yetişkinler o dönemlerde bir üstün yetenekli için bile halen otoritedir, örnektir ve rol modeldir) sinyal: Senin ne düşündüğünün burada bir önemi yok! Ayrıca üstün yeteneklilerin genel yaklaşımı, kendi içlerinde olan bitenin başkaları tarafından da bilindiği şeklindedir, çünkü kendilerinin başkaları ile ilgili büyük bir empati yeteneği vardır ve her şey çok “barizdir”. Bu durumda yapılacak tek şey: Konuşmak, konuşmak, konuşmak ve dinlemek!

Okul dönemi

Okula gideceğim için çok mutluydum (ama bana göre ailem beni çok geç okula yazdırmıştı, 7 yaşına geliyordum). Öğrenmek beni mutlu ediyordu ve kolay geliyordu, ama okulda da haksızlığa dayanamadım. Bu nedenle 2 ay sonra ilk ailem ilk defa okula çağırıldı, çünkü benden 3 yaş büyük bir çocuğun gözünü morartmıştım. Babam, anaokulunda yaşananları anlattı ve benim evde çok sakin bir çocuk olduğumu söyledi. Öğretmene, eğitimcinin o olduğunu ve okulda bir problem olduğunda, bu durumla onun başa çıkabilmesi gerektiğini söyledi. Öğretmen de bunu yaptı ve beni ilave ödevler ve çalışmalara boğdu. İlkokul bu şekilde katlanılabilir bir hale gelmişti ve saldırganlığım da kaybolmuştu. 7 yaşında tek başıma alış verişe çıkabiliyordum, 8 yaşımda yemek ve börek yapabiliyordum ve okumayı öğrendiğimde de artık sıkıcı tek bir anım yoktu. Aynı dönemde satranç ve piyano öğrenmeye başladım ve yüzme kulübündeydim.

Bir yandan, ailem tam da doğru davrandı. Bir şey istediğimde ve bunu mantıklı bir şekilde gerekçelendirdiğimde, başkaları ne derlerse desinler, yapmama izin veriyorlardı. Örneğin, ilkokuldan itibaren kimya çok ilgimi çektiğinden, 10 yaşındayken bana kimya seti aldılar. Ya da çizgi roman dergisi yerine “Stern” (haftalık siyasi dergi) almak istediğimde, buna izin veriyorlardı. Ama diğer yandan bakıldığında, problemlerimle beni genelde yalnız bıraktılar ve ben tek başıma başa çıkmak zorunda kaldım. Okul kendiliğinden yürüyordu, her zaman okulun en iyi 3 öğrencisi arasındaydım (spor dersi hariç) ve bunun için hiç zorlanmıyordum. Buna karşılık sosyal alanda çok büyük sorunlarım vardı, ama kimse bunun pek farkında değildi. Mobbing ile ilgili bir sorunum olmadı, çünkü asla sessiz kalmıyordum ve gerektiğinde öğretmenler de cevaplarımdan nasibini alıyordu. Gerçekte çevremdekilerin davranışlarında saygı ve mesafe vardı. Bu şekilde sıkı dostluklar kurmak mümkün değildi. Ancak beni kimsenin tanımadığı yeni bir gruba dahil olduğumda bu durum değişiyordu. Bunun haricinde ben daha kendim gibi olma fırsatını yakalayamadan, namım önce varmış oluyordu.

15 yaşındayken romatizmal bir rahatsızlığa yakalandım. Doktorlar buna juvenil poliartridis diyorlardı ve yarım yıl okula gidemedim. Sınıfı yine de geçtim ve hayatımın piyangosunu da kazandım: Okul sonuna kadar spor dersinden muafiyet. Ondan sonra da tüm derslere sadece arada bir katıldım: İstediğimde başarılı olabiliyordum, gerisi de önemli değildi, nasılsa geçiyordum, benimkisi dozajlı bir çalışma reddiydi. Sürekli olarak sanki hayatımı bir bekleme odasında geçiriyormuşum gibiydi ve anlamlı hiçbir şey yapmıyordum sanki. Bana sorsalar, 9. sınıftan sonra doğrudan üniversiteye giderdim.

10. sınıftan sonra her yıl kimya olimpiyatlarına katıldım (bu nedenle de zaten üniversitede 4. sömestre kadar yeni bir şey öğrenemedim). Maalesef yarışmaya hep yalnız ve destek almadan katılıyordum, çünkü “danışman” öğretmen, bu konuların öğrenciler için fazla zor olduğunu söylüyordu.

Burada ailelere bir tavsiyem olacak: Lütfen okulda işler yolunda gidiyor diye çocuğunuzun sorunları olmadığını düşünmeyin. Genelde tersi geçerlidir! Üstün yetenekliler HER ZAMAN dikkat çeker, yoksa siz bir fili saklamaya çalıştınız mı hiç? Bu durum her zaman dışlanmayla sonuçlanmayabilir, fakat her zaman farklı ve özel bir konum sağlar ve üstün yetenekliler bir ömür boyu bu tecrübeyi yaşamak zorundadırlar. Genelde sürekli olarak önlerinde bir duvar vardır: Diğer çocukların ve gençlerin bir birlerine karşı daha içten ve samimi olduklarını, kendilerinin ise bu tür yoğun arkadaşlıkları çok ender bulabildiklerini ve diğerlerinin kendilerine genelde mesafeli davrandığını görürler. Kendileri bunun nedenini pek anlayamazlar, çünkü kendilerine göre gayet “normal” davranmışlardır ve kendi çabaları neticesinde fazlaca uyum göstermekte ve eğilip bükülmektedirler. Buradaki çelişki ve yaşadıkları paradox: Neredeyse her şeyi rekor sürelerde öğrenebilirler, ama başkaları için o kadar basit ve doğalmış gibi görünen bu yeteneği, ne kadar zorlasalar da (belki de bu yüzden) edinemezler. Önemli olan, çocukla bu konuda konuşmaktır (Çevrendeki insanlar nasıl davranıyor? Neden böyle davrandıklarını düşünüyorsun?) ve kendiniz bir fikir edinmenizdir. Birçok çocuk bu sorunlarının farkındadırlar, fakat bunu konuşmaktan çekinirler, utanırlar. Sorulmadan ve üzerine gidilmeden bu konuyu açtıklarında ise, artık yolun sonuna gelmişlerdir. Konuşmak ve dinlemek çok önemlidir!

Özellikle ergenlik dönemi çok zordur. İlk çiftler oluşmaya başladığında ve ilk tecrübeler edinilmeye başlandığında, emin olun o ilklerin arasında üstün yetenekliler pek yoktur.

Devamı

Okulu bitirdikten sonra, tahmin edebileceğiniz gibi kimya okudum. Daha da önemli olan, beni olduğum gibi kabul eden bir kız arkadaşım oldu. Olduğunuz gibi davranabilmek ve kabul görmek, inanın tahmin edemeyeceğiniz kadar güzel bir duygu. Başka insanların sizin yapabileceklerinize güvenmeleri, bazen kendinizin yapabileceklerinize güvenmenizden daha önemlidir.

>>> Ben de yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum diyorsanız, bize yazın. Yayınlayalım! Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yorum ekle


   
© ustunyetenekliyiz.biz