001.jpg
   
002.jpg
   
006.jpg
   

   

Cassandra’nın hikayesi - Kendisi anlatıyor

Kullanıcı Oyu:  / 1
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Kreş: Kreşe gitmekten hoşlanmıyorum. Diğer çocuklarla hiçbir konuda sohbet etmek mümkün değil, onlar sürekli kavga ediyorlar. Başka bir kıza en çok sevdiği hikayeyi okumak istiyorum, çünkü bakıcının vakti yok.

Bakıcı, bize gülümsüyor. “Okumacılık” oynamamız onun çok hoşuna gidiyor. Ama ben okuma biliyorum ki. O hikayeyi ezberlemedim ben. Ama o hikaye o kadar sıkıcı ki. Ayrıca kargalar konuşamaz. Onların Latince adları “Corvus corone corone”.

Birinci sınıf: Okul kitaplarıyla ne yapacağım ben? Okuma, yazma ve hesap yapmayı neden öğrenmeliymişim? Biyoloji konusunda bu kadar iyi olmam öğretmenin hoşuna gidiyor. Yaptığım resimleri beğeniyor. Derste sıkıldığım zaman resim yapmama izin veriyor. Dersten sonra yaptığım resimleri ona hediye ediyorum. Her seferinde çok seviniyor. Öğretmenimi seviyorum.

İkinci sınıf: “Çooook sıkılıyorum.” – Okuldan geldiğimde söylediğim klasik cümle bu. 100 e kadar işlem yapmayı öğrenmek istemiyorum. Ben bir kürenin hacmini hesaplayabiliyorum. Dün, dünyanın içi boş olsaydı onu doldurmak için kaç kutu süt gerekeceğini hesapladım. Ama içi boş değil. İçinde magma var, sıcak taş. Bazen benim de kafamın içinde magma varmış gibi hissediyorum. Rafta okul kitaplarım duruyor; Almanca, Matematik, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler. Bazıları, odanı ablanla mı paylaşıyorsun diye soruyor, ama benim ablam yok ki. Hem insanın kitabı olamaz mı? Üstelik ornitoloji (kuş bilimi – çev.) eğlenceli bir konu.

Üçüncü sınıf: Öğretmenim başka bir okula gitti. Tatilde her gün onu düşündüm ve çok ağladım. Hala ağlıyorum, ama bu sefer sebebi eski öğretmenim değil. Bu sefer sebebi diğer öğrenciler. Florian beni dün ısırgan otlarının içine attı. Ama ben ona bir şey yapmadım ki! Üstelik ben Florian’dan daha küçüğüm, bu daha da büyük bir adaletsizlik.

Dördüncü sınıf: Öğretmenim, benim sosyal olmadığımı söylüyor. Oysa ben de diğerleriyle birlikte Monopoly oynamak isterdim, ama onlar ben yokmuşum gibi davranıyor. Ben oyun figürlerine elimi uzattığımda, diğerleri hemen hile yapıyor diye bağırıyor. Öğretmenim de bana kızıyor. Ve diğerleri resim yaparken suyu resmimin üzerine döktüğünde, onlara sataşmamı söylüyor. Birçok defa ağlayarak sınıftan çıktım. Dün Johann beni saçlarım siyah diye dövdü. “Sarışın olmadığın için aptalsın.” dedi. Ama saçlarımın koyu renkte olması benim suçum değil ki, bu tamamen genetik bir durum.

Beşinci sınıf: Diğerleri Gymnasiuma gidecekleri için seviniyorlar, ama ben Hauptschuleye (düşük seviyeli öğrencilerin gittiği orta-lise düzeyi) gideceğim, çünkü “sosyal olmayan davranışlar ve kontrolsüz sinir krizleri” değerlendirmesiyle Gymnasiuma almıyorlar. Karne ortalamasının 1,8 (1 pekiyi – 6 zayıf) olması da bu durumda fayda etmiyor. Okuldan nefret ediyorum. Sadece zamanı dolduruyorum ve kimse beni çekemiyor. Bazen biyolojide bir şeyler anlatıyorum. Artık fizik dersi de görüyoruz, bundan zevk alıyorum. Ama öğrenmekten artık zevk almıyorum. Yine de bir şekilde 2 ortalama tutturuyorum. Okulda yapılan bir muayene de skolyoz (omurga eğriliği) olduğu belirlendi. Bu bir omurga rahatsızlığı ve benim omurgam yandan bakıldığında C gibi duruyor. Haftada 3 defa fizyoterapiye gitmem gerekiyor. Spordan muaf oldum. Bu iyi oldu, çünkü hep 4 alıyordum.

Altıncı sınıf: Köyümüzdeki okul küçültüldü ve ben de başka bir okula gitmek durumunda kaldım. Büyük sınıftaki çocuklar beni dövüyorlar. Hastalığım nedeniyle benimle dalga geçiyorlar. Omurgam nedeniyle korse takmam gerekiyor ve korse görünüyor. En geç bana çarptıklarında korsemi fark ediyorlar. Dün sekizinci sınıflardan biri, “Seni geberteceğim” diye bağırdı. En çok da otobüste olduğum zamandan nefret ediyorum. Bu yarım saat içerisinde sıkış tepiş otobüsün içinde uzun saçlarıma sakız yapıştırıyorlar veya yumrukluyorlar. Ve duraktan eve kadar olan yoldan da nefret ediyorum. Kışları çok büyük bir işkence benim için. Geçen gün biri suratıma buzlu kartopu attığında gözlük camım parçalandı. Düştüm ve bütün yüzüm çizildi. Herkes çok güldü. Ben çok ağladım. Bir uzay gemisine binmek ve ışık hızına çok yakın bir hızla uçmak istiyorum. O zaman dünyaya geri dönerdim ve benden nefret eden herkes ölmüş olurdu. Bunu için ne kadar hızlı uçmam gerektiğini hesaplayabilirim. Kendi kendime Einstein’in görecelik teorisini öğrendim.

Yedinci sınıf: Realschuledeyim (orta seviyeli öğrencileri için orta-lise düzeyi). Geçiş karnesinde “ortalamanın üzerinde yetenekli” diye bir şey yazıyordu. Bunun ne demek olduğunu anlamadım. Kendimi kuş gibi hafif hissediyorum. Kimse beni dövmüyor. Öğretmenler çok iyi. Bir tanesiyle görecelik teorisi ve kuantum fiziği hakkında bile konuşabiliyorum. O beni anlıyor. Notlarım iyi, ama çok sıkılıyorum. Okul kitaplarının hepsini okudum. Matematikte neden fraktal geometri öğretilmiyor?

Sekizinci sınıf: Hastanedeyim. Ameliyat olmam gerekti. Omurgam 50 dereceye kadar eğilmişti. Yoğun bakımda yatıyorum. Okumak istiyorum, ama kollarımı neredeyse hiç oynatamıyorum. Okuma tablası gibi bir şey var ve ben uzun kavgalar neticesinde onu alabildim. Ama sayfa çevirmek için her seferinde kitabı kaldırmam gerekiyor ve bu beni çok yoruyor. Kendimi berbat hissediyorum. 2 aydan sonra eve çıktım. Hala neredeyse hiç kımıldayamıyorum. Çok sıkılıyorum. Evde ders alıyorum. Ailem bu izni almak çok uğraştı. Herkes başaramam diye düşünüyor, bir tek sınıf öğretmenim başarabileceğimi düşünüyor. Matematik ödevimi rakamları tek tek yazdırarak yapabiliyorum. Ders yılının bitimine 4 ay kala okula dönüyorum. Not ortalamam 1,56. Zeka testi yapıyorum ve 150 üzerinden 145 IQ değeri belirleniyor. Bir nevi rahatlıyorum.

Dokuzuncu sınıf: Fizik ders kitabında görecelik teorisi hakkında neden hiçbir şey yazmıyor? Yani en azından bu yazmalıydı! Diğerleri, optik ve elektroteknik zor diye şikayet ediyorlar. Ben eve geldiğimde sicim teorisini, Calabi-Yau-Uzaylarını ve çok boyutlu uzayları okuyorum. Bazen diğer öğrencilere ders çalıştırıyorum. Olabildiğince normal gözükmeye çalışıyorum. Okul gazetesinde çalışıyorum. Metinleri yazıyorum ve dizinleri hazırlıyorum. Bir meslek için karar vermeliymişim. Ama ne? Fizik okumak isterdim, teorik fizik ve astronomi. Santa Barbara’yı hayal ediyorum, plajını değil, üniversitesini. MIT, Cambridge, Oxford, CalTech. Mektuplar yazıyorum. Neredeyse hiç birine yanıt gelmiyor. Az sayıda gelen yanıtta abitur (Gymnasium lise diploması) sonrası yeniden başvurabilirsiniz gibi cevaplar veriliyor.

Onuncu sınıf: Son sınıf. Her şey yeniden ve yeniden tekrarlanıyor. Canım sıkılıyor. Kök hesabı çalışmak istemiyorum. Aynı konuda tekrar tekrar kompozisyon yazmak istemiyorum. Sınıf öğretmenim beni normal derslerden muaf tuttu. Ben de bütün gün okul gazetesi için dizin ve grafik yapıyorum. Bir meslek eğitim yeri buldum; Bilgi İşlem Uzmanı. 40 km mesafedeki komşu şehirde, önümüzdeki yıldan itibaren bilgi işlem okuyabileceğim, üstelik abitur olmadan. Bunu imkanı verenlere müteşekkirim. Realschule diploması sınavları başlayacak. Ben yine diğer öğrencilere ders veriyorum. Sınavdan bir hafta önce sınavın konusunu hatırlamak için başvuru formuna bakıyorum.

IT Academy: “Biz, bir teknik üniversitenin eğitim planını uyguluyoruz. Sanki Münih Teknik Üniversitesindeymiş gibi, Bilgi İşlem eğitimi alacaksınız.” 12 saat bilgi işlem ağları, elektronik, fizik. 11 saat programlama. İki tane programlama dili. Biraz işletme dersleri. Genel konular. Eğitimin hızı inanılmaz. Başkaları arkalarına bakmadan kaçarlardı, biz kendi isteğimizle buradayız. Tek kız benim. Diğerlerinin hepsi benden daha büyük. Kendimi o kadar iyi hissediyorum ki. Dünyada benim için de bir yer varmış.

IT Academy’de bir yıl geçti. Derse girmediğim zamanlarda büyük bir bilgi işlem firmasında çalışıyorum. Yedi tane programlama dili öğreniyorum. Öğrenmeyi öğrendim. Altın kafesimden kurtuldum. Yerimi buldum. Kimseyle değişmek istemem. Bazen bütün akşam masamda oturup C++ öğreniyorum. Sonra da gökyüzündeki binlerce yıldıza bakıyorum. Bilgi işlem kitabımın yanında, kuantum elektro dinamiği hakkında bir kitap duruyor. Benim çok hoşuma gidiyor. Evet, diğerleriyle bu konular hakkında konuşabiliyorum. Arkadaşlarım benden daha yaşlı, ama inanılmaz eğleniyoruz. Bazen öğle yemeğinde oturup fizik, bilgi işlem veya felsefe konusunda en karmaşık konulara dalabiliyoruz.

İki yıl sonra eğitimimi tamamlayacağım ve “Bilgi İşlem Uzmanı, Uzmanlık Alanı Uygulama Geliştirme” diploması alacağım. Sonra abitur yapacağım. Sonra üniversiteye gideceğim. Teorik fizik, astronomi ve matematik okuyacağım. Daha önümde bütün bir hayat var.

>>> Ben de yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum diyorsanız, bize yazın. Yayınlayalım! Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz