004.jpg
   
002.jpg
   
003.jpg
   

   

Willi’nin hikayesi - Annesi anlatıyor

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Willi, Şubat 1996 da doğru. Doğumu bile olağandışıydı: İlk çocuğumuz olmasına rağmen ilk sancılardan 3 saat sonra doğum gerçekleşti ve kafayı çıkartır çıkartmaz da bağırmaya başladı. Ebe çok eğleniyordu ve o durumda bile hareketli olan bebeği doğurtmak için özel bazı doğurtma hareketleri yapmak zorunda kaldı.

Willi ilk günden itibaren çok hareketliydi ve çok az uyuyordu. Sürekli bağıran bir çocuktu. Sadece

taşıma çantasına konduğunda susuyordu. Sonraları burası onun en çok sevdiği yer olacaktı. Benim sinirlerim tümüyle gerilmişken, o taşıma çantasından keyifli bir şekilde dünyayı izliyordu. Onu yere bıraktığımda her şey yeniden başlıyordu. Sadece ben yanındayken ve benim yatağımda uyuyordu. Her şeyi denemiştim – onun yatağını yatak odamıza taşıdık, arabasını yatak odamıza koyduk, beşik geldi, hiç biri fayda etmedi.

Bırakalım bağırsın, dedik. Denedik, iki saat kesintisiz bağırdı. Etrafımızdaki çokbilmiş süper ailelerin ve çocuk doktorunun yorumu: Onu ben böyle yetiştirmişim. Bir bebek uyuyarak büyürmüş. Bağırmak ciğerleri açarmış. Vs. Ona uyku hapı veya sakinleştirici verin, diyen bile oldu.

Biraz daha büyüdüğünde, en çok sevdiği yer, bebek arabasının altındaki metal ızgaraydı, karın üstü. Araba hareket ederken yeri seyretmeyi seviyordu. Bunun karşılığında yine çok tepki aldım: “Cık, cık, cık. Ne anneler var…” Arabasına normal bir şekilde oturttuğumda bağırmalar başlıyordu. Parmakları hemen aşağısını gösteriyordu.

Sürekli bağırma dönemi 9 aylıkken bitti, artık yürüyebiliyordu. Bundan sonrası hızla devam etti. Çocuk doktoru, motor gelişimi olağanüstü hızlı, dedi.

Bir yaşındayken, ben çalışmak zorunda olduğumdan, kreşe verdik. Orada da kucaktan bırakıldığında bağıran bir bebekti. Ama bakıcılar onu meşgul ettiklerinde ve ona kitap okuduklarında, onlara sırnaşıp rahat veriyordu. Öğlen uyku uyumuyordu. Ama kreşteki bakıcılar için bu bir sorun değildi. Bu durumu biraz da ironiyle “Ne yapalım, Willi biraz farklı.” diye yorumluyorlardu.

Willi hızla konuşmayı öğrendi ve iki yaşına geldiğinde rakam bilgisiyle şaşırttı. Bakıcılar sırtlarında numaralar olan futbol bebekleriyle oyun hazırlarken, Willi rakamları okuyup, eksik olan bebekleri istemiş.

Fakat bir olay bakıcıları dehşete düşürmüştü. Willi yaklaşık üç yaşındayken 100 parçalık bir yapboz yapmıştı – tersten, yani resmi görmeden. Olumlu yanı ise, bakıcıları onun gelişimini destekliyorlar ve bilgi açlığını dindirmek için sürekli olarak “gıda” veriyorlardı.

Hesap yapmaya başladı, ama parmaklarıyla değil, saat ile. Duruma göre ilgili rakamdan ileri veya geri sayıyordu.

Sonra Willi başka kreşe geçti, fakat aynı zamanda bakıcılarından biri de aynı kreşe geçtiği için Willi’nin desteklenmesi devam etti. Kitaplar “okuyordu”, daha doğrusu ezberlemişti ve tam doğru yerinde sayfa çeviriyordu. En çok ilgisini çeken, rakamlar ve işlemlerdi.

Susam sokağından harfleri öğrendi – ama sonuç bir faciaydı. Bu programda sesler değil (M) harfin adı (EM) öğretildiğinden, bu hata tüm okuma denemelerinde kendini gösterdi. Dolayısıyla Mama (anne), emaema diye okundu. Buna bir anlam veremediğinden, okumayı bıraktı.

Kreşte 3,5 yaşındaki çocuğumuzla “öylesine” ilgilenen bir çocuk psikologu, onun 6 yaş gelişme düzeyinde olduğunu söyledi.

Yeteneklilik fikri bize uzaktı, çünkü bütün ailelerin çocukları akıllıdır. Eşim ve ben, her şeye fazla anlam yüklüyoruz, diye düşünüyorduk. Willi elbette biraz ileriydi, ama ben diğer çocuklarla arasında kıyaslama yapamıyordum, çünkü tek çocuğumdu.

Bu dönemde başka bir kente taşındık. Willi 3 yaşındaki bir çocuk olarak buradaki kreşte 3-6 yaş grubuna dahil oldu. Kendisini doğrudan 6 yaşındakiler arasında gördü ve 4 hafta içerisinde onların gelişim düzeyini yakaladı. Oyuncaklar ancak kısa bir süre ilgisini çekebiliyordu. Teknik şeyler detaylı bir incelemeden geçiyor ve tanınmayacak hale geliyordu.

Hobisi dinozorlardı – fakat lütfen adlarını tam olarak söylemek gerekiyordu: Megalosaurus, Apatosaurus, Iguadon, vs. Bilgisayar için bir CD almıştım. Bu CD de bir müzedeymişçesine çağlar ve türler arasında gezinebiliyordu. Ayrıca buharlı model trenler ilgisini çekiyordu. Model numarasından, üretim yılına ve teknik özelliklerine kadar her şey tutkuyla somuruluyordu.

O dönemde politikacı olmak istiyordu – çünkü hem yalan söyleyebiliyorlar, hem de bunun için para alıyorlardı.

Bu kreşteki öğretmeninin, okumayı okulda öğrenmesi gerektiği ve bu yaşta okuma öğrenmemesi gerektiği görüşü etkin oldu. Bu dönemde, aileden ziyade başka kişilerin düşünceleri önemli olduğundan (ve hala öyle), okuma gelişimi durdu.

Willi uyum sağladı ve sessizleşti. Takma adı “profesör”dü. Bakıcının sağ kolu oldu ve diğer çocukları yaptıkları hatalarda uyarmaya başladı. Bir de sinir bozucu sorular geliyordu: Zaman nedir? Zaman durdurulabilir mi? Bunun için ışık hızıyla geri geri mi gitmek gerekir?

Artık mucit olmak istiyordu. Kahve makinesi için uzaktan kumanda (anneyle birlikte yatakta daha fazla kalmak için), arabanın fren ısısını depolayıp içerisini ısıtmak için bir cihaz, döner şişe fırçası gibi fikirleri bizi şaşırtıyordu.

Artık daha büyük çocuklar için yapılan teknik lego parçalarıyla oynuyordu. Her hangi bir şey ilk seferde olmazsa, sinirleniyor ve parçalarını odanın bir köşesine fırlatıyordu.

Kreşten gelir gelmez evde çok saldırganlaşıyordu. Akşamları ısrarla bize sırnaşıyor, gece yanımıza geliyordu. Ama kreşte bakımı kolay, uyumlu ve sakin bir çocuktu ve arkadaşları tarafından çok seviliyordu. Sanki aynı bedende iki farklı kişi vardı. Bunu bakıcısıyla konuştuğumda, “Böyle daha iyi değil mi? Düşünsenize bir de ulu orta böyle ters davrandığını? Çocuklar bazen böyledir.” diye yorumladı.

Sonra kreşte yüzme dersleri başladı. Yüzme belgesini alan ilk çocuk Williydi. Ama belgeyi almak için gereken 25 metreyi yüzmekle kalmadı – 100 metre yüzdükte sonra yüzme öğretmeni artık yettiği konusunda onu ikna etmeyi başarmıştı. Anında 5 yaşındaki çocuğumu 7 yaşındakilerin yüzme kulübüne vermem konusunda ısrarlar gelmeye başladı. Ama ben de çocukluğumda yarışmalara giren bir yüzücü olduğumdan ve neredeyse bütün çocukluğumu bir yüzme akademisinde geçirdiğimden, çocuğumu bu yaşta bu baskıya maruz bırakmak istemedim.

Ne zaman bir futbol, jimnastik veya atletizm hocası gelse, aynı şekilde reddettim. Willi önce okuluna alışmalı ve sonrasını da kendisi istemeli.

Okula kayıt öncesinde yapılan muayenede, doktorun yorumu, “Yani, ne desem ki, biraz ileri bu çocuk.” Dikkatlice, “üstün yetenekli” ifadesini kullandı. Yaptığı testlerde matematik ve dil kullanımı açısından çok ileri, fazla ciddi, fazla analitik, fazla kesin çizgilerle düşünen, fazla sportif yorumu yaptı. Ona gerekli destek verilmeliydi.

İki gün sonra okula gitmek konusunda günlük bir savaş başladı. Gitmemek için inanılmaz gerekçeler öne sürebiliyordu, örn. kıçında kocaman bir sivilce çıkmıştı ve oturamıyordu. Genelde ise çoook sıkıcı, bebek işi, can sıkıntısı.

Tüm bunlar artık dayanılmaz hale gelince, sınıf öğretmeniyle uzunca bir görüşme yaptım. Willi onun gördüğü kadarıyla sakin ve kolay bir çocuktu ve olumsuz bir şekilde fark edilmemişti. Belki de aşırı uyumluydu. Fakat kelime seçimi ve cümle yapıları muhteşemdi. Bir şeyler düşünecek ve onu daha dikkatli gözlemleyecekti. Yaptığı resimleri, yaptığı Legoları, çözdüğü matematik problemlerini falan getirmemi istedi.

Sonraki gün okul müdiresi, Willi’nin üstün yetenekli olduğundan şüphelendiğini söyledi. Onu test edecekti.

Testten sonra Willi’nin hemen, hatta aynı gün ikinci sınıfa alınmasını önerdi. Willi basit şeyleri okuyabiliyordu, düz yazı ile yazmayı biliyordu ve matematik konusunda 2. hatta 3. sınıf düzeyindeydi. Birinci sınıfta yeterince zorlanmıyordu.

Birinci ve ikinci sınıf öğretmenleriyle ve okul müdiresiyle bundan sonra yapılacakları konuştuk. Müdire, bir baskı unsurunun ortadan kaldırılması ve duygusal olarak sınıf atlamayı daha kolay hazmetmesi için, ilk dönem karneden muaf tutulmasını önerdi.

Ayrıca okulda sınıf atlayan başka öğrencilerin velileri ile de görüşmemi önerdi. Onlardan da tümüyle olumlu yaklaşımlar ve tecrübeler geldi. Hepsi de okulun yaklaşımını ve desteğini övüyorlardı.

Öğretmenler sözlerini tuttular. Willi şu anda 3 haftadır 2. sınıfa gidiyor. 4 gün içinde el yazısını öğrenmişti. Okuma konusunda da inanılmaz hızlı gelişiyor. Matematikte hiç problem yaşamadı. Resim en çok sevdiği ders.

Zor olan, yeni sınıfına adapte olmaktı. Önceleri sınıf düzeyini hemen yakalayamadığı için ağlıyordu, ama bir hafta içerisinde tüm zorlukları aştı. Arkadaşlar edindi. Ama en çok sevdiği şey, derslerin kendisi, çünkü orada bilgileri kelimenin tam anlamıyla somurabiliyor.

Artık çok farklı ve evde de çok dengeli bir çocuğum var.

Okul sonrası sınıfının öğretmeninin tavsiyesiyle, stajyer bir öğretmen buldum. Eksik kaldığı konularda Willi’yi çalıştırıyor. Willi onu çok seviyor, çünkü artık sadece kendisine ait bir öğretmeni var. O da üstün yetenekli çocuklar konusuyla ilgili olduğundan, Willi’yi sürekli olarak teşvik edecek şeyler buluyor.

Okulun bu yaklaşımından dolayı onlara çok müteşekkirim. Böylece Willi ve benzeri çocuklar, yeteneklerine uygun şekilde gerekli desteği alabiliyor ve gelişebiliyorlar.

İlgilenenler için şunu da ilave edeyim. Sınıf atlamaya rıza göstermemiş olsaydım, birinci sınıf öğretmeninin onu sınıfında desteklemek için uygulayacağı programı da hazırdı. Bu da bu okulda – ki burası normal bir ilkokul – normal bir uygulama.

Ama en iyi sözü okul sonrası sınıfının öğretmeni söyledi:

“Öğrenme isteği ve yetenek, çok hassas tohumlardır ve doğru bakım ve ilgiyle en güzel çiçeklere dönüşebilirler.”

>>> Ben de yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum diyorsanız, bize yazın. Yayınlayalım! Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz