004.jpg
   
002.jpg
   
003.jpg
   

   

Ayberk'in Babası Anlatıyor

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 
Ayrıntılar

Bahse konu olan kişi 2004 Eylül doğumlu oğlumuz. Bebekliğinde geçirdiği Bronşiolit rahatsızlığı ve bunun devamında sıkça ateşlenmesi ve nefes alma zorlukları yaşaması haricinde çok keyifli ve zevk veren bir bebeklik yaşadı.

Çok dışa dönük ve – tabirimi mazur görün – ilgi manyağı bir bebekti. Yakın arkadaş çevremizdeki ilk bebek olduğundan da tüm ilgi onun üzerinde yoğunlaşıyordu. Evimize ayda yılda bir uğrayan

arkadaşlarımız, neredeyse her akşam iş çıkışı uğrar olmuştu. Elbette ki bu ilgi ısrarı alış verişe gittiğimizde de kendini gösteriyordu. Alış veriş arabasında otururken önünden geçen insanlara bakar, muhtelif el kol hareketleri ve çıkardığı seslerle ilgilerini çekmeye çalışır ve kendisine baktıklarında da dişsiz ağzını sonuna kadar açıp gülerdi. Ancak kendisine ilgi göstermeyen olduğundaysa arkasından sinirli bir şekilde höynkürür, hayal kırıklığı yüzünden okunurdu.

Yıllar içerisinde kendine özgü bazı huylar ve ısrarlar geliştirdiğini fark ettik. Örneğin 2 yaşından önce posta kutularının önündeki rakamları, marketteki reyonların başında yazan rakamları ve buna benzer yerlerdeki muhtelif rakamları bize mutlaka okutur, okumadığımız zaman ise ağlama krizlerine varan huysuzluklar yapardı. Ben Mühendis, annesi de İstatistikçi olduğundan, yani ikimiz de sayısal kökenli olduğumuzdan, bu durumu biraz da soya çekim olarak kabul ettik ve bu gelişime keyifle katıldık. Konuşmaya hangi rakamla başladığını net olarak hatırlayamıyorum, fakat anne ve baba demeye daha sonra başladığını hatırlıyorum.

Konuşmaya nispeten geç başladı ve kendini ifade edememek onu oldukça hırçınlaştırdı. Öyle tahmin ediyorum ki, anlatacak çok şeyi vardı, fakat bunu gerçekleştirmek için gerekli olan enstrüman henüz yeterince gelişmediğinden sinirleniyor ve bu siniri de hırçınlığa dönüşüyordu.

2,5 yaşında kreşe başladı. İlk dönemlerde çevresindeki tüm çocuklara karşı hırçın davranıyor, onların saçlarını çekiyor ve ısırıyordu. Konuşma yetisinin gelişmesi ve kendisini daha iyi ifade edebilmesiyle birlikte bu hırçınlığı da azaldı. Fakat kreş öğretmenlerinin bize söylediğine göre, kendi yaş grubundaki çocuklarla çok az oynuyor, yaş grubunun ötesinde oyuncaklara yöneliyor ve kendisinden büyük çocukların arkadaşlığını arıyordu. Kendi yaş grubunun oyunlarına katılmıyor ve yalnız başına kendisinin seçtiği oyuncaklar ve kitaplarla vakit geçirmeyi tercih ediyordu. Yaşı ilerledikçe grup oyunlarına daha fazla katılım göstermeye başladı, fakat bunun istekten ziyade zorunluluktan ve can sıkıntısını biraz olsun gidermekten kaynaklandığını düşünüyorum.

Bu durum, 5 yaşına kadar devam ettiği kreşte çok fazla sıkıldığında kreş müdiresi tarafından ofisine alınıp bilgisayarda oyun oynamasına izin verdiği noktada pik değerine ulaşmıştı. Bilgisayarda soliter ve spider soliter oyunlarını kendisi açıyor, üstelik oyunları tamamlayabiliyor ve yine kendisi kapatıyordu. Kreş müdiresinin bazı dosyaların adlarını değiştirdiğinde, bu izni elinden alındı.

Oğlumuz 3 yaşındayken bütün rakamları, renkleri ve temel geometrik şekilleri tanıyordu. Hatta o dönemde dili dönmediği için “fıfıy” şeklinde söylediği sıfır rakamı, tüm aile ve arkadaş çevresinde en büyük eğlence konusuydu ve ona ısrarla söyletiliyordu. Alış verişe gittiğimizde mağaza içinde sıkılıp huysuzluk yaptığında, bir hesap makinesi bulunmasını rica ediyorduk. O da büyük bir zevkle bununla oynuyor ve en az yarım saat bizi rahat bırakıyordu. Annesinin bir çok kıyafeti bir hesap makinesinin bulunması neticesinde denenebilmiş ve alınabilmiştir.

3.5 yaşındayken 4 haneli (binli) rakamları hatasız okumaya başladığında zaten ilgi göstermeye başladığı harflere yöneldik. Yöneldik diyorum, fakat lütfen yanlış anlaşılmasın, biz oğlumuzla hiçbir zaman “ders” çalışmadık. O sordu biz her seferinde, ama doğru cevap verdik. Kreşteki bir çok veli bize “Nasıl öğrettiniz?” diye sorduklarında, “Biz öğretmedik.” diye cevaplıyorduk. Fakat sanırım onlar bu cevaba karşılık bize “çok sevilen bir yemeğin gizli tarifini vermeyen aşçı” gözüyle bakıyorlardı.

Oğlumuz harfleri bilgisayar klavyesinden ve yine kendisi öğrendi. Henüz 4 yaşına gelmeden kendi adını yazdığını tesadüfen öğrendik. Yine ateşlendiği için doktora götürmüştük ve bekleme odasında sıramızın gelmesini beklerken oyalandığı oyun/yazı masasının üzerine kalemle adını yazmıştı.

Bu gelişmeler ve sağdan soldan duyduğumuz “şu okul özel destek veriyormuş”, “şunların da çocukları böyleymiş, şöyle yapmışlar” ve bunun gibi bol miktarda bilgi ve konuşmalardan sonra biz de bir şeyler yapalım diyerek internetten yoğun bir şekilde bilgi toplamaya ve değerlendirmeye başladık. Ancak bulduğumuz tüm bilgiler okul çağını kapsıyor ve okul öncesi dönemle ilgili hiçbir yazıya rastlayamıyorduk.

Sınıf öğretmeni olan teyzemin kızı ile konuştuğumda “ne istiyorsa gösterin, biz böyle çocukları severiz” yaklaşımını gösterirken, emekli ilkokul öğretmeni olan amcamın “kesinlikle göstermeyin, sonra çok sıkıntı çeker” uyarısıyla karşılaşıyorduk. Ne yapacağını bilemez bir şekilde bir yandan da son sürat günlük soru bombardımanı devam ediyordu. Biz de üniversiteye başvurmaya karar verdik.

Büyük bir kentimizin yine büyük bir üniversitesine gittik ve önce böyle çocuklarla hangi bölümün ilgilendiğini bulmaya çalıştık. Eğitim fakültesi mi, psikoloji mi, psikiyatri mi, çocuk doktorları mı, bilmiyorduk ve işin ilginç yanı, sorduğumuz neredeyse kimse de bilmiyordu. Ama sora sora Bağdat da, Çocuk Psikiyatrisi de bulunuyordu. Konuyu oradaki bir doktora “Bizim böyle bir oğlumuz var. Biz destek arıyoruz. Yani durum nedir ve biz ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız?” şeklinde sorduğumuzda, bazı testlerin yapılabildiğini söyledi ve randevu aldık. Üniversite hastanesi temayüllerine uygun olarak 6 hafta sonrasına verilen randevuya gittiğimizde, konunun ne olduğunu soran doktora kısa bir özet geçip “Bu çocuk şu anda 4 haneli rakamları okuyor.” dediğimde, önündeki bir kağıda 4 haneli bir rakam yazdı ve doğru cevabı aldı. Bunun üzerine bir saniye deyip yan odaya geçti ve kısa süre sonra dönerek “Oğlunuza bir test yapacağız. Buna göre de devamına bakacağız. Lütfen test için randevu alın.” dedi.

Yine 6 hafta sonra bu sefer test için gittik. O dönemde annesi çalışıyor (hatta bol fazla mesaili ve yoğun) ben ise çalışmadığımdan, ev erkekliğinin yanı sıra çocuk bakıcılığı yapıyordum. Yani oğlumuzla ilgili en güncel bilgi bendeydi. Buna rağmen testi yapacak olan kişiler (doktor olup olmadıklarını bilmiyorum, pedagog da olabilirler, sorsak da kimse bir şey söylemiyordu zaten) ısrarla anneyi istediler. Ardından oğlumuzu odaya aldılar ve 10 dakika sonra test bitti. Bize bir şey söylemediler ve akşam saati için doktorla konuşmamız gerektiğini söylediler.

Akşam doktorun yanına girdiğimizde yapılan testi gördüm ve hayal kırıklığına uğradım. 3 tane kağıda bir ağaç, bir insan ve bir ev çizdirmişlerdi. Bu arada yanına girdiğimiz doktorun, 6 hafta öncesinden geldiğimiz doktordan farklı biri olduğunu söylemeliyim. Doktor dosyayı açtı ve bize “Çocuğunuzda otistik ve sosyopatlık özelliği görülmüyor.” dedi. Bu cevap karşısında genelde sakin olan benim sinir katsayım hafiften yükselme eğilimine girmeye başladı. Geliş nedenimizin bu olmadığını, oğlumuzun şu özellikleri gösterdiğini, bizim ise bu durum karşısında nasıl davranmamız gerektiğini tam olarak bilemediğimizi, hatta bu durumun mevcut bir zekanın göstergesi mi yoksa ortamın beraberinde getirdiği özel bir ilginin neticesi mi olduğunu bilemediğimizi ve kendimiz için bir destek arayışı içerisinde olduğumuzu söyledim. Aldığımız cevap yaklaşık şöyleydi: “Çocuğunuz yaşıtlarıyla bir araya gelsin (1,5 yıldır kreşe gidiyor), onunla ilgilenin (peki ama nasıl?), özel durumu hakkında bir şey söylemek mümkün değil.” “Peki doktor bey, onun bu durumunun zeka mı başka bir şey mi olduğunu nasıl anlayacağız?” “Çocuğunuzu izlememiz lazım. 6 ay sonra bir daha gelin.” Bu arada benim sinir katsayım otoban sol şeritte sürat rekorları kırdığından kendimi tutamamış, sesimi yükseltmiş, yaşananları kendimce özetlemiş, yetersizlikleri ve ne yaptıklarını bilmemezlikleri konusunda suçlamada bulunmuş, 3 ayımızın boşa geçmesine neden olduklarını ve dosyayı kapatmalarını, bu çocuğu bir daha göremeyeceklerini söyledikten sonra orayı terk etmiştim.

Hayal kırıklığı, çaresizlik, ümitsizlik, yalnız bırakılmışlık, isyan, sinir harbi…

Daha sonra tesadüfen ulaştığım RAM deki bir yöneticinin bana söylediği şey ise tüm bunlara ve benim o dönemki araştırmalarıma bir nokta koydu. “Beyefendi, çocuğunuzla nasıl doğru olduğunu düşünüyorsanız öyle ilgilenin. Yaşıtlarıyla sosyalleşmesi önemli, bu yönde çaba gösterin. Fakat herhangi bir şekilde test ettirmek gibi bir şeyle vakit kaybetmeyin, çünkü sonuç ne çıkarsa çıksın, sizi yönlendirebileceğimiz bir yer, bir kurum yok!”

Bu cümleler alabildiğimiz en net cevaplardı. Olumsuzluk içeriyor olmasına rağmen neticede net bir cevaptı. Evet, yalnız olduğumuz, desteksiz olduğumuz ve kendimizden başka kimseden yardım alamayacağımız kesinleşmişti.

Biz de bu tavsiyeye uyduk. Oğlumuzu olabildiğince yaşıtları ile oynamaya teşvik ettik, aynı zamanda o her ne yapmak ve oynamak istiyorsa, gücümüz ve zamanımız elverdiğince yerine getirmeye çalıştık.

Oğlumuz 4,5 yaşında akıcı bir şekilde okumaya başladı, 5 yaşında en büyük zevki bizimle Scrabble oynamak oldu. “Kelime Oyunu” yarışma programı, en favori televizyon programı oldu. Satrançtan zevk almaya başladı. Windows Vista’nın satranç oyunu ile taşların hamlelerini kendi kendine öğretti. Şimdi satranç kursuna devam ediyor. Tek haneli toplama çıkarmaları zaten 3 yaş itibariyle biliyordu, artık sınırsız haneli rakamları toplayabiliyor, 2 haneli çıkarmaları yapabiliyor, kerrat cetvelinin de yarıdan fazlası tamam. Ve daha okula başlamadı ...

Yabancı dile yatkınlığı olduğunu keşfettik. Gittiği ana okulunda İngilizce dersi görüyordu ve öğretmenin ifadesine göre çok yetenekliydi. Ben de evde hafiften Almanca saymayı ve basit eşyaları, yüzümüzdeki organları falan öğretmeye başladım. Buna “zenginleştirme” deniyor galiba. Yani ilgi alanlarını olabildiğince genişletip, tek bir konuda saplanmasını ve uçup gitmesini önlemek için yaptığımız bir şey. Ama bunu el yordamıyla yaptık, bilinçli bir uygulama sanmayın sakın.

Güneş sistemimizi benden iyi biliyor. Uyumadan önce en az 2 tane kitap okuyor. Bu kitaplar Tübitak yayınlarının 8 yaş grubuna yönelik bilimsel kitaplar. Kediler, köpekler, atıkların değerlendirilmesi, vücudumuz, böcekler, örümcekler, vs. Tüm seriyi aldık. Uyku öncesinde okumaktan zevk aldığı kitaplar bunlar. Her gece önce biz ona bir şeyler okuyoruz, bazen ortaklaşa okuyoruz. Ardından oyuncak ayısıyla “mafet” (muhabbet) yapıyoruz (ben vantrolog olarak ayıcığı konuşturuyorum). Biraz İngilizce ve Almanca sayılar sayıyoruz ve tekrar yapıyoruz. Bazen kelime oyunu da oynuyoruz (benim söylediğim kelimenin son harfi ile o bir kelime buluyor, dönüşümlü devam ediyoruz). Sonra o biraz daha okumak istiyor ve uyuduktan sonra ışığını kapatmadan önce yatağındaki kitapları topluyoruz.

Bu yıl okula başlamadan önce en büyük sıkıntımız sınıf atlasın mı, atlamasın mı oldu. Bu nedenle biraz da olağan yolların dışında hareket ederek RAM’e başvurduk ve WİSC-R testi yaptırdık. Aynı zamanda üstün yetenekli çocuklar konusunda uzman bir psikoloğa danıştık. Şu anda gelen öneriler dahilinde yönlenmeye ve olabildiğince yönlendirmeye devam ediyoruz.

Tüm bu süreç bizi çok yıprattı ve öyle görünüyor ki, yıpratmaya da devam edecek. Öyle tahmin ediyorum ki, hatta biliyorum ki, kendi sosyal çevresi içerisinde oğlum da çok yıprandı. Kendini dışladı. Anlaşılmadı. Hırçınlaştı. Bu yaşadıkları onda bir travma bıraktı mı, bilmiyorum. Ama şunu biliyorum; şayet ailesi olarak biz bilgilenmez ve onun geçeceği yollarda yaşayabileceği zorlukları olabildiğince önceden fark edip önlem almaz isek, çok travmatize olacak.

>>> Ben de yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum diyorsanız, bize yazın. Yayınlayalım! Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Eski yorumlar:

 

Yorumlar

0#9Güneş29-09-2011 17:37

Lütfen İlköğretim Kurumları Yönetmeliğini inceleyin. 49. madde bu hususu ele alıyor. Kızınız 10 yaşında olduğuna göre halen bu kapsamdadır diye düşünüyorum. Engel çıkartılması durumunda gerekirse İl Milli Eğitim Müdürlüğüne başvurun. Yönetmeliğe göre sınıf yükseltme maalesef sadece 1-5 sınıflarda ve sadece 1 defa yapılabiliyor. Ancak sınav ilk ay içinde yapılıyor. Lütfen şunu unutmayın: Çocuklarımızın hakkını ancak bizler savunabiliriz, çünkü maalesef Milli Eğitim camiası bu konu hakkında hiç bir fikri olmayan insanlarla dolu. Lütfen pes etmeyin. Gelişmelerden haberdar ederseniz memnun olurum.

hocam heryer her kuruma dilekçe ile başvuruda bulunduk fakat biz daha çıkmadan cvb hemen yazıldı... olmadı olmuyor 1 yıldır çabalıyorum.. BEP hakkını kazandı ama onuda yapmamak için bin takla atıyorlar... bunları emeklide etmiyorlar.. yeni eğitimcilerin önleri açılsın artık. miyadı dolanları görevden alınırsa belki umut halkası daha da genişleyecek..

Alıntı

 

#8admin27-09-2011 18:22

Alıntılandı Güneş:

merhaba..
sorunlar ortak fakat çözüm yok... çocuklarımız maalesef kendi egolarını tatmin bile edemeyen eğitimcilerin elinde kaybolup gidiyor.. 10 yaşındaki kızımın brökratik olarak önünü kapatıyorlar .. sınıf atlamasına izin vermiyorlşar.. bildiği şeyleri tekrar tekrar dinlemek zorunda kalıyor.. hergün okula gitmek işkenceye dönüşüyor.. maalesef ülkemizin büyük kayıbı bu çocyklara sahip çıkamayaşı.. kimbilir kaç tane kansere çare bulucak çocukları yok ediyorlar..


Lütfen İlköğretim Kurumları Yönetmeliğini inceleyin. 49. madde bu hususu ele alıyor. Kızınız 10 yaşında olduğuna göre halen bu kapsamdadır diye düşünüyorum. Engel çıkartılması durumunda gerekirse İl Milli Eğitim Müdürlüğüne başvurun. Yönetmeliğe göre sınıf yükseltme maalesef sadece 1-5 sınıflarda ve sadece 1 defa yapılabiliyor. Ancak sınav ilk ay içinde yapılıyor. Lütfen şunu unutmayın: Çocuklarımızın hakkını ancak bizler savunabiliriz, çünkü maalesef Milli Eğitim camiası bu konu hakkında hiç bir fikri olmayan insanlarla dolu. Lütfen pes etmeyin. Gelişmelerden haberdar ederseniz memnun olurum.

Alıntı

 

0#7Güneş26-09-2011 19:09

merhaba..
sorunlar ortak fakat çözüm yok... çocuklarımız maalesef kendi egolarını tatmin bile edemeyen eğitimcilerin elinde kaybolup gidiyor.. 10 yaşındaki kızımın brökratik olarak önünü kapatıyorlar .. sınıf atlamasına izin vermiyorlşar.. bildiği şeyleri tekrar tekrar dinlemek zorunda kalıyor.. hergün okula gitmek işkenceye dönüşüyor.. maalesef ülkemizin büyük kayıbı bu çocyklara sahip çıkamayaşı.. kimbilir kaç tane kansere çare bulucak çocukları yok ediyorlar..

Alıntı

 

#6admin29-07-2011 05:22

İstanbulda Ford Otosan Beyazıt İlköğretim okulu devlet tarafından üstün yetenekliler için kurulmuş tek okul. Başarısı konusunda rivayetler muhtelif. Bunun dışında bir özel okul üstün yetenekliler için ilkokul açtı, başka bir özel okul da sınıf oluşturuyor. İnternetten araştırabilirsiniz.

Alıntı

 

0#5Lütfiye Batmaz28-07-2011 20:54

Alıntılandı evinevren:

teşekkür ederim.Ama 2005 doğumlu bu sene ilkokula başlıyor.

Zaman çabuk geçecek :)

Alıntı

 

0#4evinevren28-07-2011 14:21

teşekkür ederim.Ama 2005 doğumlu bu sene ilkokula başlıyor.

Alıntı

 

0#3Lütfiye Batmaz28-07-2011 10:17

Alıntılandı evinevren:

türkiye de tek olan bu okulun adını öğrenebilirmiyiz?

TEVİTÖL !

tevitol.k12.tr/.../...

Alıntı

 

0#2evinevren27-07-2011 16:57

türkiye de tek olan bu okulun adını öğrenebilirmiyiz?

Alıntı

 

-2#1LÜTFİYE BATMAZ10-06-2011 09:20

Selam, oğlunuz şu an kaç yaşında bilmiyorum ama yardım etmek istiyorum. Benim oğlum da üstün yetenekli, şu an Türkiye'de tek olan bir okululun hazırlık sınıfına gidiyor ve orada olduğu için çok mutlu. Ama bu günlere kolay gelmedik. Yardım istiyorsanız bana mail atın. Burada yer çok kısıtlı. Veeee çok şanslı olduğunuzu asla unutmayın.

Sevgier.

Alıntı

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

   
© ustunyetenekliyiz.biz